Blues öncelikle insanların kendilerini ifade etmesi icin bir araçtır diyerek başlayabiliriz. Ben bu yazıda blues'a daha çok bir gitarist gözüyle yaklaşmaya çalışacağım. Bahsedeceğim şeyler de blues'un sınıflandırması, tarihinden ziyade nasıl çalınabileceği ve ekipman gibi konulardan oluşacak...
Ve başlıyoruz...
"it takes four to play the blues: a man, a woman, a broken heart, a broken home."
Bu söz bütün demek istediklerimi özetlemeye yetiyor. Nasıl gitar çalacabileceğinizi anlatmadan önce neden blues çalmak isteyebileceğimizi açıklığa kavuşturmalıyız sanırım. Blues çalan birisinin öncelikli olarak amacı toplumsal olayları, sıkıntılarını, aşkını, hayatını ve olaylara karşı kendi duruşunu en yalın biçimde dinleyicisine aktarmaktır. Bunu yapmak içinse elindekiler bir gitar ve anlatacağı hikayeden ibarettir. Dikkat ettiyseniz şarkı söylemektense hikaye anlatmak deyimini kullanmayı tercih ettim. Çünkü blues için onemli olan fikrini aktarabilmektir. Eğer fikriniz yoksa ne çaldığınızın da hiçbir önemi yoktur. Gitarın blues'daki rolü ise çok belirgindir. Kuklacıları bilirsiniz. Adam elinde kuklasıyla karşılıklı konuşur ve kukla da ona cevap verir. Böylece asıl amaç olan anlattığı hikayeyi pekiştirme ve kendi sözünü kuvvetlendirme amacına ulaşır. Blues için de gitar böyledir. Nasıl çalarsanız çalın en önemli şey sözlerinizle söylediğiniz olayı gitarınızla desteklemenizdir. Bunu yapabildiğiniz ölçüde iyi bir blues gitaristi olabilirsiniz. Hızlı, yavaş çalmak konusuna girmiyorum çünkü eğer kafanızdakini anlatabiliyorsanız ister çok yavaş, ister çok hızlı çalın bu sadece size kalmış birşeydir. Bu kimsenin kimseyi yargılayamayacağı bir konudur.
Blues gitarı için önemli noktalardan birisi imitasyondur. Yani söylediklerinizi aynı anda ya da sözünüzden sonra gitarınızla tekrarlamanız ya da tekrarlayabilmeniz bu olayın özünü oluşturur. BB King'in de kendisine her sorulduğunda söylediği gibi duyduğumuz şeyleri çalmaya çalışmalıyız ve çalabilmeliyiz. Larry Carlton izlediğim bir röportajında büyük bir tevazuyla kendisinin çok fazla teorik bilgisi olmadığını, bugünün gitaristlerinin pek çok şeyi kendisinden çok çok daha iyi bildiğini söyledikten sonra "misty" standardını üç farklı gitaristin yorumuyla çaldı ve "ben de gençken bunları çalmaya çalışıyordum işte" diyerek sözünü bitirdi. Buradan çıkarabileceğimiz bence en önemli ders teknik hakimiyetimize önem verdiğimiz kadar, insanların duygularına hitap edebilmek için çaldığımızı unutmamamız ve dolayısıyla şarkı vs. çalmayı küçümsemeden onları da çalmamız gerektiğidir. Tabi amacımız hikayemizi anlatmaksa...
Bir diğer önemli nokta ise çaldığınızın söylediğinizle örtüşmesi ve tavrınızı net bir biçimde ortaya koymasıdır. Açıkçası pentatonik gamlarını hızla inip çıkmak ya da bir iki bend yapmak vs. bunlar hepimizin belli çalışmalarla yapabileceği şeyler. Ama hepimizin en büyük arayışı bu noktalardan sonra başlıyor zaten. Eminim hepimiz kendimize bu soruları sormuşuzdur. Ben çok hızlıyım tamam ama napıyorum ben? Ya da ben bend yapıyorum da niye sürekli aynı yerde aynı notaya aynı şekilde yapıyorum? Ya da klavyeyi yedim yuttum her yere gidiyorum süperim ama nereye gidiyorum ben böyle? Ya da bunların hepsini tek tek sorduktan sonra şimdi bu yaptığım blues mu? Bunların yanıtını tek tek veremem çünkü gerçekten çok subjektif konular. Ama yanıtını bulabilmeniz için tek bir anahtar verebilirim. Eğer çaldığınız gitarın, söylediklerinizi desteklediğine inanıyorsanız doğru yoldasınız demektir.
Bu kadar edebi konuşma yeterli sanırım şimdi birazda ne yapabileceğimizden bahsedelim.
Öncelikle teşekkür ederim çok aydınlatıcı bir makale olmuş.
Fakat "Boogie John Lee Hooker'ın yarattığı bir blues türevidir" demişsin, benim bildiğim JLH'den önce Boogie akımı vardı Albert Ammons gibi gitaristler ile.
konservatuardan daha iyi bluescu çıkabilir..teknik olarak kendini geliştirmen gerekiyorsa bu işin teorisini bileceksin..Big Joe ların,Robert Johnsonların,Sonny Terrylerin,Browm Mcghee lerin dönemi geride kaldı..adam gibi bir blues müzisyeni olmak için teoriyi bilmek lazım.
Blues hangi ekipmanla çalınır??
Kendi yaptığın herhangi bir enstürmanlar çalınır.
İstersen çamaşır askılarına bağlı bir tel ile istersen, puro kutusundan yapacağın 4 telli üzerinde manyetik olan bir gitar ile. Senin ifade gücüne kalmış. Ne çaldığından ziyade niçin çaldığın daha önemli.
iyi bir çalışma olmuş..arkadaşlar siteye yeni üye oldum.söylersem reklam olur mu bilmiyorum ama googleda "guitar scales" diye aratıp ilk çıkan linke tıklarsanız çok eğitici bir gam bilgisiyle karşılaşırsınız..bilenler vardır belki? ama bilmeyen arkadaşlarımız öğrensin..bu arada nick olarak heryede dorianı kullandığım için burda da onu aldım..daha doğrusu by_dorian şeklinde..bu nicki kullanan arkadaşlar kızmasın lütfen... :)
zamanında ''oh my baby'' diyen, missisipi, louisiana ve benzeri ovalarda varoluş mücadelesi veren siyahların; önceleri evlerinde sonra kiliselerde daha sonrada aylarca süren gece kulübü turnelerinde dünyaya yaydığı blues, new orleans, chicago gibi şehirlerde başını kaldırabilmiş. Blues'un son mabedi Beale caddesinde ki hareketlilikte bittikten sonra olay, çeşitli devlet politikalarıyla ''go johnny go'' derecesine gelmiş. Beyazların bu müziği daha sert bir forma sokmasından sonra 50' 60' blues tarzı bazı radyo istasyonlarının cızırtılı kayıtlarında kalmış ve böylece muddy waters'ın b.b king'e bıraktığı miras günümüzde yavaş yavaş bar köşelerinde adeta ordu kalabalığında ki blues gruplarına devrolmuştur. tabi bu konuda ansiklopedi bile yazzılır ama arkadaşın yaptığı makaleyi görünce dayanamadım çok da hoşuma gitti, uykuya yenik düşmemeye çalışaraktan bişeyler paylaşmak istedim.. eyvallah
gerçekten baya emek haracamışsın düşüncelerine tamamen katılıyorum!!!blues'un mantığını çok güzel anlatmışsın ama teknik bilgiler falan biraz eksik ve yanıltıcı!!gerçekten teşekkür etmek gerekir emeiğin için
İlk olarak;
yazar, "son söz" bölümünde olumsuz eleştiriye neden olabilecek her türlü yoruma son noktayı koymuştur. Anlamayanların bir kez daha dikkatlice "son söz" bölümünü okumalarını rica ediyorum. Tamamıyla kişisel deneyim ve birikimlerine dayandığını belirtmiş; okuyucuları bu makaleyi ezberlemeye değil, daha çok blues dinlemeye ve hakkında okumaya yönlendirmiştir. Bu makalenin bir otorite tarafından yazıldığını iddia etmemiş; aksine kendi serüveninin başkalarına feyz olmasını dileyerek kaleme aldığını açıkça vurgulamıştır.
İkincsi;
hakkında türkçe kaynağın hemen hemen hiç bulunmadığı bir konuya daha faydacı yaklaşılması gerektiği taraftarıyım. Yıpratmak yerine bu bilgilerin sömürülmesi lazım. Keza tekrarlamaktayım ki; bu konuda ve bu verimlilikte TÜRKÇE KAYNAK YOK!
Üçüncüsü;
konu hakkında yeterli kaynağa ve donanıma sahip arkadaşların, bundan daha iyi makaleler yazmaları garaj için daha faydalı olacaktır.
Tebrikler dostum! Ruhuna, parmaklarına, blues için feda ettiğin yıllara sağlık diyorum.
GO JOHNNY GO GO GO!
arkadaşı gerçekten duygu ve düşüncelerini gayet açık bir şekilde insanlarla paylaştığı için takdir ettiğimi söyleyeyim.Müziğin kökü olan blues gerçekten çok içten,manalı bir müzik.Umarım Türkiye'de de hakettiği yere gelir.
iddaalı bir konudur müziğin nasıl çalınması gerektiği belki Fazıl Say motzart'ı nasıl yorumladığını anlatabilir ama alçak gönüllülükle shopen'i çaldığını ama daha iyi çalanların bunu anlatması gerektiğinide söyler.(bu nacizane bir örnektir.) müziği hakikaten teoride ve pratikte bitirmek ki bu kendine müzisyen diyen biri için pekte mümkün değildir.bir virtüöz bile halen kendi alanında çalışmakta ve bunu geliştirmektedir.bilimsellikten asla uzaklaşılmamalıdır.duygu desen hergün bambaşka duygular içindesin. beni en çok korkutan jazz veya blues yaptığını söyleyen amatörlerdir.burada eleştirdiklerim bu makaleyi yazan müzisyen arkadaşım değildir.şahsımda dahil olmak üzere ahalidir muhatabım.flyfinger arkadaşımıda destekler nitaliktedir bu yorum .
cok ıyı acıklayıcı ve sanatın nasıl olması gerektıgını vurglayan bır makale ınsanlar bunu okuyunca gercekten de aydınlancaklardır. tebrık edetım yasasın sanat yasasın blues yasasın rock