Esnasında…
Nazım Serhat Fırat Fotoğraf Sergisi
18 - 31 Mart 2014
13:00 - 20:00
"Marmara Depremi'nde Kocaeli'nde öğrenciydim, o güne kadar genelde kurgu fotoğraflar, modelli çalışmalar çekiyordum, okulda öğrendiklerimi uyguluyordum. Deprem olduğunda makineyi alıp çıktım, tam merkezde olduğum için her şeye tanıklık ettim. Cesetler, çığlıklar, yıkım, toz duman… İlk gün gittiğimiz Tıp Fakültesi'nin bahçesinde bir doktor arkadaşımız vardı, bütün yaralıları bahçeye getiriyorlardı. Biz de birkaç arkadaşımla insanlara su dağıtıyorduk. Ağır yaralılar vardı, enkazdan çıkarılıp getirilmişlerdi. Hayatımda ilk defa ceset görüyordum ama soğukkanlıydım. Fotoğraf makinesi kolumda olduğu halde o anları çekmiyordum, çekmek aklıma gelmiyordu. Bir ara su bitince doldurmak için hastanenin içine girdim. İki taraflı açılıp kapanan bir kapıdan ağlayarak bir kadınla erkek çıktı, kapıyı araladım, kapı uzun bir koridora açılıyordu ve koridor boyunca yere çocuk ölülerini istiflemişlerdi, evet istiflemişlerdi. Yer olmadığı için altlı üstlü, iki üç sıra böyle ayaklar, eller gözüküyordu. O fotoğraf kült bir kare olabilirdi belki ama asıl önemlisi depremin şiddetini ve 17 ağustos tarihinde bir başına bırakılan insanların acısını gösteren bir fotoğraf olacaktı, çekemedim. O olayla birlikte benim fotoğraf mecramda bir U dönüşü oldu.
Altı yıldır set fotoğrafı çekiyorum, onun dışında toplumsal eylemleri fotoğraflıyorum. Benim için gerçekten motive edici. Fotoğrafla kurduğum bağda belki kendimi var ettiğim bir alan. Sette çektiğim fotoğraf plastik ve kurmaca. Beni çeken daha çok insanların bir şeyle karşılaşma, onunla çarpışma anı. Fotoğraf makinesiyle birlikte oradayken kendimi işe yarar hissediyorum. Çektiğim fotoğrafların o insanlara yaradığını düşünüyorum. Burada sanırım biraz inanç var. Yani kalbinin orada atması, aklının orada olmasıyla alakalı bir durum.
Beşiktaş'ta üzerimize sağdan soldan gerçekten öldürme amaçlı gaz bombaları atılıyordu. "Sen gazetecisin, sana dokunmayız," gibi bir şey yoktu. Karşımızda birileri bizi yaralamak için bir şeyler atıyordu. Direnişçi olma haliyle fotoğrafçı olma halini orada kaybettim. Fotoğrafçı mıyım, direnişçi miyim? Yanıma, sağıma, soluma gaz bombası düştüğünde ben de geriye göndermek için tekme atmaya başladım.
Gezi sırasında hiç polis barikatının ardına çekilip polisin açısından fotoğraf çekmedim. Her zaman eylemcilerin yanında ve onların bakış açısıyla çektim. Orada bulunmak riskli ama riskten öte insanlar burada duruyor, üstlerinde gaz bombaları uçuşuyor, sen de bulunman gereken yerin burası olduğunu, buradan bakmak gerektiğini düşünüyorsun. Bilfiil bir aktivist gibi barikatların kurulmasına yardım etmiyorum ama duruyorum, içlerinde duruyorum, oradaki birçok insan gibi duruyorum.
İyi bir fotoğraf, durumu anlatan güçlü bir kare çekmek istersin, bir punctum, delip geçecek bir şey beklersin. Ben daha çok o barikat anlarında doğrudan olayın içinde olmak, yaşamak istedim. Bir ara fotoğraf makinesinin sadece elimde durduğunu fark ettim. İnsanlarla beraber koşuyordum, fotoğraf çekmek ikinci planda kalmaya başlamıştı."
Nazım Serhat Fırat
"12 Eylül darbesiyle bütünüyle dağıtılan hak arama mücadelesi serüvenimiz, bir anlamda sivil toplum, sivil itaatsizlik ve direniş öykümüz; '80'lerin ikinci yarısındaki liberter (o zamanlar kendilerine anarşist diyemiyorlardı) kıpırtıların çoğunun kaynağını oluşturduğu uyanışlarla kendi mecrasını bularak akmaya yeniden başlamıştı. Ekolojik hareket, Çernobil sonrası ivme kazanan nükleer karşıtı hareket, vicdani red ve anti-militarist hareket, queer hareketi; anarşist düşünce etrafında toplanan bir avuç insanın dâhil olduğu dinamiklerin içinde filizlendiler. '80'lerde, ayrıca feminist harekette kendi ayakları üzerinde durmaya başlıyordu.
Tüm bu hareketlenmelere rağmen, toplumsal bir farkındalık, direnişin genele yayıldığı bir alan oluşturulamamıştı. '89'daki SEKA'da başlayan Bahar Eylemleri sonrasında artan rahatsızlığın zirve noktası olan '91'deki Büyük Madenci Yürüyüşü, bu anlamda geniş katılımla gösterilen ilk tepkiydi. Beş yıl sonra, '96'daki Susurluk Kazası sonrası, ilk gerçek sivil uyanış, sivil tepki, kendiliğinden gelişti ve tüm ülkeye yayıldı; "Sürekli Aydınlık için Bir Dakika Karanlık" eylemi.
Diğer taraftan '90'lar memleket tarihinin en karanlık dönemi oldu. Ardı ardına gelen suikastler, Madımak'ta yakılan aydınlar, öldürülen, kaybolan gazeteciler, insanlar, Güney Doğu'da yaşanan büyük felaketler, Kürtlere yönelik ağır şiddet… Baskı artıyordu ama bunun karşısında biriken tepki de artıyordu.
Ama uyanış anı 1999 Depremi oldu. Devletin, hükümetin, ordunun yetersiz kaldığı o anda, insanlar inisiyatifi eline aldı ve depremde kaybedilen onbinlerce vatandaş, yıkılan yüzbinlerce binanın yanında öncelikle sivil toplum inşa edildi bireyler tarafından. İşte Nazım serhat Fırat'ın fotoğrafla ilişkisini de kökünden değiştiren bu uyanış sonrası, itirazlarla, birikmiş rahatsızlıklarla, hak arama mücadelesinde inisiyatif alarak harekete geçme dürtüsü toplumun büyük bir kesimine nüfuz etmişti artık.
Tabii direnişin, hak arama mücadelesinin izini sadece bu ülke topraklarında süremeyiz. '90'larda açgözlülükte zirveye ulaşan küresel kapitalizme karşı dünya ölçeğinde büyük hareketlenmeler oldu. Anti-kapitalist hareket ya da küreselleşme karşıtı hareket, 1999'da Seattle'daki eylemlerle rahatsızlığını dünyanın gözüne soktu ve bu bilinç, bu tezahür, Türkiye'de de karşılığını buldu. Ve 2000'lere böyle girildi.
Nazım Serhat Fırat, yıllardır sokakta, hareketin, hak arama mücadelelerinin, sivil itaatsizlik eylemlerinin, toplumsal tepkilerin, direnişin içinde, kamerasıyla belgeliyor. 2005'te SEKA'da, 2007'de Tekel Direnişi'nde, çevreci eylemlerde, kadın, LGBT, Alevi, Kürt, taraftar eylemlerinde, 1 Mayıs'larda, Gezi'de, sokakta, meydanda, adliyede, kentsel dönüşüm zırvalıklarının gerçekleştiği alanlarda, nerede toplumsal bir tepki varsa, oradaydı. Onun fotoğraflarına çoğumuz aşinayız aslında. Çünkü, onun gibileri sayesinde belleğimize kazınıyor bu anlar, orada olmasak da.
Gezi sonrası, yerel seçim öncesi, bu sergiyi hazırlarken, tek amacımız var aslında. Bellek tazelemek. Gezi biricikti. Ama öncesi vardı. Ve sonrası da olacak. Nazım Serhat Fırat'ın fotoğraflarında gördüğümüz gibi…"
Tayfun Polat
Sergi ücretsizdir
Açılış Kokteyli 18 Mart Salı 20:00'da kargART salonundadır.
Ayrıntılı bilgi ve iletişim için
info@kargart.net veya
muratmrtseckin@gmail.com adresine ileti gönderiniz.