KOLONİ BULUŞMASI (11.10.2008 - CUMARTESİ)
en son benim mesajım var ama pek sevgili koloni arkadaşlarımın yetkisiyle tekrar benim yazmam gerekiyor.. bugünü anlatmak için görevlendirildim, seçilmiş kişi benim, evet :) (farkındayım şu an neden seni seçtik ki, kafamız mı güzeldi falan diye düşündüğünüzün eheh ama artık çok geç nihaha (şeytani gülüş))
bir kere 2-3 gündür mesaj yazmaktan parmaklarımın yorulduğunu belirtmek istiyorum eheh ama şikayetçi değilim, yanlış anlaşılmasın :D hatta şu an bile bir yandan buraya yazarken, diğer yandan telefonla uğraşıyorum, mesaj manyağı oldum :D
sabah erken kalkmanın şaşkınlığı içerisindeyim ayrıca :) tabii herkese normaldi ama bana değildi işte :D şimdi kendi açımdan günü anlatmaya başlayayım sabahtan itibaren (dikkat! çok uzun olucak gibi bir his var içimde.. isterseniz koşarak uzaklaşıp şeker, çikolata, yıldızlar, yağmur falan gibi güzel şeyler düşünmeyi tercih edebilirsiniz.. sonra uyarmadı demeyin, çok fena yaparım :D)
saat 10'da kalktım efendim (korktunuz dimi bu kadar ayrıntılı anlatıcam diye haha itiraf edin eheh) tabii ki o kadar da herşeyi anlatmıycam :) sabahtan itibaren herkesle bir mesajlaşma başladı ve zor da olsa herkes nerede buluşacağımızı anlayıp gelebildi :D ilk önce ben giderim diye düşünmüştüm hep, erken giderim (çok erken olmasa bile zamanından biraz daha önce olur illa ki) birisiyle buluşacağım zaman yani.. ama bu sefer ilginç bir şekilde Ezgi bana fark attı :) trafiğe takılma korkusundan 1 saat önce gelince benim geçme şansım kalmamış takdir edersiniz ki :D tebrik ediyorum burdan Ezgi'yi, herkes geçemez yani beni :D neyse efendim sonra baktık Pınar daha servise yeni binmiş, Selin de dersanede.. dedik gidip oturalım bari bir yerlerde.. sonra nereye otursak diye bakarken kebap, döner ve simit satılan yerler gördük hep eheh neyse efendim ilerleye ilerleye baktım ki benim bildiğim bir yere gelmişiz, dedim buraya girelim (ki burda adı geçen yer Cafe Klan oluyor) girdik Ezgi hanımla, sonra birşeyler içtik falan tabii doğal olarak, konuştuk falan :) sonra Klan'da bir Seether, bir Cranberries çalıp durdular ve bir de araya Pearl Jam'den Black serpiştirdikler.. Ezgi'nin çok kötü müziklere maruz kaldığını öğrendim, çok üzüldüm, yapılacak iş değil yani bu :) ondan sonra Pınar ve Selin kişileri (burda kişileri demek istiyorum, çünkü çok ayıp yaptıkları.. yaptıkları ne derseniz sabırlı olun, anlatıyoruz dimi cık cık) toplu mesajla karşı karşıya oturan bize mesaj attılar.. ikimiz de aynı şeyleri okuyup cevapladık birkaç kere eheh tembel insanlar sizi :D neyse, sonra Pınar hanım kişisi geldi.. anlaştığımız üzere Fransız Konsolosluğu'na doğru yola çıktık Ezgi hanımla :) sonra giderken McDonalds'ın önüne doğru gittiklerini haber veren Pınar hanım kişisi bizim de yönümüzü değiştirmek suretiyle rüzgarı arkamıza almamıza zemin hazırlamış oldu (uçtum be eheh ve itiraf ediyorum, rüzgar arkadan mı esiyordu, önden mi bilmiyorum eheh salladım yani :D:D) biz de Ezgicimle döndük, sonracığıma biraz ilerledikten sonra baktım ki Pınar hanım kızımız arkadaşıyla ilerliyor.. Pınaaaar Pınaaaaaaaar Pınaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaar şeklinde bağırmalarım sonucunda duyurdum sesimi :D böylece 3'lemiş olduk koloni insanlarını :) (aferin bize) neyse işte, sonra Selin hanım kızımız da daha gelmediği için geleceği yeri söylemek üzere aradım ve McDonalds'ın oraya geliniz efendim dedim (ne kadar kibarmışım meğersem eheh) sonra Taksim'de iki tane McDonalds olması dolayısıyla hangisi olduğunu anlatmaya çalıştım ama anlatamadım ben, o anladı eheh (yalan ya, asıl ben anlattım, o anlayamadı iki saat ehehe) sonra McDonalds'ın önünde beklemenin garip olacağını düşünüp Fransız Konsolosluğu'nun önüne gittik.. Selin hanım kızımıza da haber verdik yine.. Selin hanım kızımız da tamam dedi (isterse demesin) neyse sonra bekledik bekledik ve Selin hanımcım geldi ama beklemeye devam ettik biz.. evet herkesin "neden" dediğini duyar gibiyim (yalnız çok pis havaya girdim ben ya eheh) neyse, demiyorsanız da yazıcam ben, susun :D çünkü Selin hanım telefonda annesiyle konuşuyordu :) garip bakışmalar ve gülüşmeler eşliğinde bekledik :) sonra münasip gördü de kapattı telefonunu Selin kişisi :D:D ve böylece bugünlük buluşacağımız kişiler listesini tamamlamış olduk (gönül isterdi ki daha fazla olalım, gönül isterdi ki ibiş de gelsin, bu deli gönül neler ister eheh bana bunu yaz demekle yanlış yaptınız bence :D:D) sonra çeşitli geyikler, muhabbetler arasında bir de nereye gideceğimizi düşündük tabii.. sonra Selin hanımın önderliğinde j... ja... je... jelibon.. jambon.. neydi ya :D burda hemen Selin'e mesaj atarak adını öğrendim ve yazıyorum "Jübile"ymiş :D:D kısa süreli hafızam beni yarı yolda bırakıyor hep :D:D ama bence Jelibon olsa daha akılda kalıcı olurmuş.. yarın gidip tavsiye ediyim bu ismi :D neyse efendim "Jübile" isimli yere gittik ve oturduk.. sonra Selin konuşmaya bir başladı, dönene kadar konuştu.. bitti :D:D Selin dövecek beni eheh şaka yapıyorum kızmıyorsun dimi :D:D bunu söyliyince daha çok kızmış olabilirsin ya neyse :D şaka bir yana gerçekten hep Selin konuştu :D:D tamam tamam bu sefer gerçekten kenara bırakıyorum eheh arada biz de evet, doğru falan dedik 3 kişi olarak :D Selin beni çok fena yapıcak, fazla geyik yaptım Selin'in üstünden :D:D Selin kızmıyorsun dimi :D:D tamam tamam, ciddi oluyorum ehm.. resimleri buraya ekleyemediğim için şimdi görüntülü olarak anlatamayacağım ama öyle bir anlatıcam ki ordayız sanacaksınız (biraz daha abartmamı isteyen var mı?)
not: yol yakınken vazgeçin bak, uzadıkça uzuyor, daha günün sadece başını anlattım, en yakın dönüşten dönün, şekerler, çikolatalar daha iyi :D
dönmüyor musunuz? peki, ben uyardım yine :) efendim şimdi ordayız sanacaksınız dedim ya, ayrıntıya gireyim biraz.. Galatasaray Lisesi'nin karşısında olan Jübile isimli mekancıkta oturmaya başladık, tam cam kenarına oturduk dışarıyı da görebilmek için ve Ezgicim ve Pınarcımı da (cim-cım demeye başladım, hadi hayırlısı eheh) karşılıklı cam kenarına oturttuk biz hep görüyoruz buraları diyerek.. ama tabii ki hepsi bir komplonun parçasıydı :D güneş geleceğini biliyorduk ve kendimizi güneşten koruduk :D Selin, Pınar'ın yanına, bendeniz de Ezgi'nin yanına oturduk (bendeniz şarkıcı olan değil, ben yani.. kızmayın hemen, anlamayan var orda, onun için açıkladım.. o kendini biliyor :D) şimdi diyeceksiniz ki tam canlandıramadık, hangi tarafta oturdunuz? ben ve Ezgi, Tünel'e doğru, Pınar ve Selin de Taksim'e doğru sırtımız dönük şekilde oturduk.. hala gözünde canlandıramayan varsa yanıma uğrayabilir.. bizzat anlatırım :D vazgeçtim yine, çok aşırı ayrıntıya girmeyeceğim :D neyse efendim yine birşeyler içelim dedik, siparişleri verdik, geldi falan, geyik yapmaya devam tabii :) sonra Ezgi şeker ve çikolata çıkarmaya başladı eheh bitti mi sanıyorsunuz (öf bu geyiği yapmamam lazımdı, neyse, olan oldu) Pınar da "Cino"larını, o çok sevdiği "Cino"larını çıkardı :D ama Ezgi ve Selin kişileri (dikkat ettiyseniz ayıp birşeyler yapılınca kişiler diye bahsediyorum, hatırlatayım dedim eheh) "Cino" adlı, muhteşem, harika, süper ötesi, acayip güzel, yerken ölmek isteyebileceğiniz bir çikolata olduğu halde beğenmediler.. çok ayıpladık kendilerini Pınar hanımla ama anlamadılar bence hala değerini eheh bir daha ayıplıyor ve kınıyorum.. :D az önce söylediğimden de anlaşıldığı üzere fotoğraf çekilmek gibi bir aksiyonda bulunmak istedik.. fotoğrafımızı çekicek birini aradık, çekik gözlü bir çalışanı kandırıp işinden gücünden etmek suretiyle fotoğrafımızı çekmeye ikna ettik.. kızcağızın bir ara ayağı takıldı, düşüyordu bizi çekmek için eheh acayip ünlüyüz artık orda :D (ya ben niye coşuyorum arada) neyse efendim çeşitli garip pozlar (ve bir adet Ezgi, bir adet de benim gözlerimizin kapalı çıktığı fotoğraflar) vererek bu görevimizi de ifa ettik (evet, ifa ettik eheh) sonra biraz daha oturup konuştuk (Selin konuştu :D:D) ve başka bir yere gitmeye karar verdik.. çıktık dışarı ve nereye gideceğini bilemeyen deli danalar misali (tamam ya, kızmayın, deli dana olan bendim :D) etrafta yürümeye başladık.. az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik.. sonra baktık ki çok gitmişiz, dere ve tepeleri geri yürüdük, sadece az ve uz kaldı.. neyse, pis bir geyik oldu bu da.. sonra Pınar hanım takı almak istedi ve onu takı alması için götürdük :) Ezgi, Pınar, Selin üçlüsü takı aldılar, bana almadılar, sessizce ağladım arkalarında :D burdan size sesleniyorum, yazık değil mi bana :D:D neyse koloni insanları, ne diyordum.. heh.. takı aldılar işte, takı alırlarken Selin hanımla annelikten bahsediyorduk (nasıl o konuya geldiğimizi sormayın, anlamadım ben hala çünkü eheh) bir adet bayan kişisi (bu sefer sinirlenmedim, kişisi diyesim geldi :D) aman aman, anne olmak kötü benzeri söylemlerde bulundu.. bu ayrıntı biraz garip oldu ama başka garip bir ayrıntıyı daha anlatıcam burda :D takı aldıkları yerdeki aynadan Ezgi'yi görüyordum ve aynadan ona el sallamaya çalışırken Ezgi döndü, bir adeti sakallı adam olmak üzere iki kişiye el sallamışım gibi oldu ve garip bakışmalara maruz kaldım :D neyse, çaktırmadan döndüm hemen tabii :D sonra bana almadıkları takılarıyla yürümeye başladık, ben yine ağladım falan :D neyse giderken Terkos Çıkmazı'nın oraya gelince Bronx'un yerini bulamamış olan Selin hanıma göstereyim dedim.. ama kendimin küçük hafızaya sahip olduğunu hesaba katmamışım.. zavallı kızları bir sağa bir sola yürüttüm kalabalığın içinde eheh üstelik kaç kere gitmiş olduğum ve hatta konser bile verdiğim yer olmasına rağmen, Allah benim cezamı vermesin eheh (aslında yalan, takı almadılar bana diye yaptım, dolaştırdım hepsini nihahaha) sonunda bıktılar ve uzaktan anlattım yerini :D ondan sonra çıktık ordan ve Ezgi hanımın bizden ayrıldıktan sonra arkadaşlarıyla gideceği "Mihrimah Sultan" adlı yeri bulma amacıyla annesini kaybetmiş kuzu gibi dolandık (hayvan benzetmeleri yapıyorum hep dimi eheh kendimi yakın görüyorum onlara haha) dolanırken yolda bir adet ayna bulunca başka insana gereksinim duymadan aynada fotoğraf çekeceğimiz için çok sevindik, bir mutlu olduk ki anlatamam (haha çok pis abartıyorum :D:D) zıpladık, atladık, coştuk falan, şarkılar söyledik, danslar ettik :D:D sonra birkaç fotoğraf çekip devam ettik yürümeye ama bulamadık tabii ki Ezgi hanımın gideceği yeri :) biz de bu sevdadan vazgeçip gitmeye karar verdik ve Yüksek Kaldırım'dan aşağı yürümeye başladık.. ben her zamankinin aksine müzik dükkanlarına saldırmadım, kendimi tuttum.. sonra Galata Kulesi'nin önünde bir fotoğraf çekme işlemi daha yapıp devam ettik yürümeye.. Kadıköy'e gitmek gibi bir amaç doğdu birden ama Ezgi'nin ayrılma saatine az bir süre kaldığı için karşıya geçip geri dönmesinin saçma olduğunu düşünüp binmedik vapura.. Beşiktaş'a doğru yürümeye başladık Ezgi'yi fünikülere bindirip Taksim'e gitmesini sağlamak için.. tabii bu sırada Ezgi nereye gideceğini anlamak için arkadaşlarıyla mesajlaşıp duruyordu :) he bu arada bütün söylediklerimi yanlış anlayıp beni birkaç şemsiye darbesine maruz bıraktı :D neyse ki acıdı da sert vurmadı :D halbuki hiç kötü birşey söylememiştim.. bak ciddiyim bu sefer.. ama neyse artık, yedik şemsiyeyi nasıl olsa :D:D giderken ekonomiden coğrafyaya, fizikten matematiğe, kimyadan resme birçok konudan bahsettik (!) ne kadar bilgili olduğumu kanıtladım :D peki itiraf ediyorum, nerdeyse hepsini Selin anlattı :D özellikle resim konusuna gelindiğinde Pınar'la birlikte döktürdük :D:D Ezgi ve Selin'se hiçbirşey bilmiyorlardı :D Dali, Picasso, Da Vinci gibi üstatların süper tablolarına yorum yapamadıklarını, özellikle belli bir resim değil de hani ressamın iç dünyasının karmaşıklığını anlatan boyaların birbirine karıştırılarak yapıldığı tablolara gelince "adamın boyalarından az az kalmış, boşa gitmesinler diye kalan boyalardan öyle birşey yapmış" diye yorum yaptılar ki çok kınıyorum (tamam ya, benim söylediğim çok belli bunu, anlatamadım bile eheh anlamıyorum resimden, kabul ediyorum :D) sonra Ezgi'nin şemsiye darbelerine maruz kala kala yürüdüğüm halde fünikülere kadar hayatta kalmayı başardım :D sonra Ezgiciğimizi öptük, uğurladık.. (en kısa zamanda tekrar görüşücez zaten hehe) (tabii daha uzun kalır herhalde bu sefer :D)
Ezgi hanım gittikten sonra biz de Beşiktaş'tan Kadıköy'e gitmek için vapura binelim dedik.. ama Pınar hanımın yorgunluğu ve Selin hanımın kahve içmesi dolayısıyla alerji durumuna geçmesi üzerine otobüse binerek Beşiktaş'a gittik.. Beşiktaş'tan da vapurla Kadıköy'e geçtik.. vapura son anda yetiştiğimizden dolayı kenarda zor yer bulduk.. sonra bulduğumuz yerden çeşitli senaryolar geliştirdik.. aslında çeşitli falan değil, hepsi vapurdan denize düşmekle ilgiliydi :D neyse ki kimse aşağı düşmeden kurtardık kendimizi :D bu arada şunu da belirtmek istiyorum; giderken "Maersk Sealand" adlı taşıma şirketinin tırlarının veya konteynerlerinin (bu arada konteynır daha güzel geliyor kulağa) beni takip edip durduğunu söyledim.. orda da karşımdaydılar.. burasını neden anlattığımı ilerleyen satırlarımda anlayacaksınız :D neyse işte indik vapurdan aşağı.. Pınar hanım acıkmış, yemek yiyelim dedik.. Selin hanım bizi döndürdü dolaştırdı ve 15-20 dakikalık yürüyüşten sonra tekrar başladığımız yere döndürmek suretiyle "Burger King"e götürdü :D tabii bu 15-20 dakikalık zaman diliminde Pınar birkaç kere açlıktan baygınlık geçirdi, ayılttık falan :D sonra zor da olsa yemek yedik ve içerdeki manzara resimleriyle geyik yaptık.. yemeğimizi bitirip tekrar Kadıköy meydana doğru ilerledik Pınarcık (Pınarcık?!) bilet alsın diye.. (bakın yazı uzadıkça iyice çığrımdan çıkıyorum eheh) baya aradıktan sonra bulduk ve aldık bileti.. servis 10 dakika sonra gelecek dediler ama takriben 20-30 dakika arası bekledikten sonra gelebildi :D beklerken yine fotoğraf çekilme silsilesiyle karşı karşıya kaldık eheh sonra servise binerek Pınar hanımı otobüsüne kadar götürdük ve onu da öptük, bindirdik otobüsüne.. (Pınar yarın yine gelicek zaten hehe) (bu arada Pınar söz verdiğim gibi masal okuyamadım sana ama napalım artık, ben bir ara yapıcam onu hehe) sonra otobüs gidince fark ettik ki Selin'le e-5 veya e-7'de (ya da herhangi bir e'li otoyolda) kalmışız.. insan falan yok, medeniyetten uzaktayız.. servis de geri dönmeyip tamamen ters yöne gidiyormuş.. Kadıköy'e ulaşabilmek için medeniyetten uzak bir ıssızlıkta (aslında arabaları medeniyetten sayabiliriz belki ama vınn diye ses yapmaktan öteye gidemedikleri için saymadık hehe) yürüdük, yürüdük.. ve bilin bakalım ne gördük? bilemediniz dimi hehe işte "Maersk Sealand"ın tekrar karşımıza çıktığı an buydu :D beni takip ediyor demiştim, şahit de var artık :D gerçi başka arkadaşlar da görmüştü, neyse :D bunların hepsini fotoğraflarda göreceksiniz zaten :) (beni takip eden kargo şirketi de dahil eheh) sonra bir adama sorayım dedim, adam benden beter bilmiyor olacak ki Kadıköy'ün tam tersini gösterdi Kadıköy'e gitmemiz için ama yemedik tabii biz bunu :D zor da olsa üst geçit ve üst geçide çıkabileceğimiz bir merdiven bulduk.. çıktık yukarı doğru.. Selin'in yükseklik korkusu nüksetti :D zor da olsa karşıya geçmeyi başardık eheh (bunun da fotoğrafı var hehehe) karşıya geçtikten sonra Kadıköy'e gitmeyi başarabileceğimiz toplu taşıma aracına bindik :) ve medeniyete kavuştuk, sevindik yine :) sonra yine son anda vapura yetiştik (ki Eminönü bitmiş, sadece Karaköy kalmıştı) zor da olsa kenarda yer bulduk yine ama sonra birileri oturduğu yerden kalktı ve daha rahat devam ettik yolculuğumuza :) (ve bunun da fotoğrafı var :D) konuştuk falan, ibişe mesaj çektik bol bol.. zaten gün boyu mesaj çekip durduk ya neyse :D sonra Karaköy'e ulaştık ve Galata Köprüsü'nü arşınlamak suretiyle Eminönü'ne ulaştık.. hatta Galata Köprüsü'ndeyken aynı anda ve aynı kelimeyle Ezgi'ye mesaj gönderdik Selin'le beraber eheh Ezgi hanım arkadaşlarıyla beraberdi, demek ki sorun yok dedik, devam ettik yolumuza :) neyse efendim, sonra da Selin'in otobüsünü bulduk ve gidene kadar konuştuk yine, giderken bindi tabii Selin, binmese ne saçma bir durum olurdu dimi koloni insanları :D neyse işte otobüs gidene kadar bekleyip sonra ben de otobüsüme bindim ve evin yolunu tuttum.. eve gidene kadar yine mesaj çektim eheh baya yapışık oldum ben birkaç gündür telefona ya :D işte sonra zor da olsa eve ulaşmayı başardım ben de.. Pınar hanımın da eve ulaştığını öğrenip rahatladık :) aaa bitti galiba :D:D bu mesajın sonu gelmeyecek sandım, kitap olur bu resmen :D o zaman şöyle bitirmek istiyorum;
ilk önce sponsorlarımıza teşekkür edelim (yazı boyunca baya reklamlarını yaptık, bari teşekkür de edelim, belki bir dahaki buluşma için kaynak sağlarlar eheh); Cafe Klan, Fransız Konsolosluğu, McDonalds, Jübile, Galatasaray Lisesi, Cino (artık hangi firmanın çikolatasıysa, unuttum o kadarını hehe), Bronx, Mihrimah Sultan (cafe falan herhalde, bilemedim şimdi :D), Maersk Sealand ve Burger King :D
Yayın Tarihi: 12 Ekim 2008 (ama olayların geçtiği gün 11 Ekim 2008 Cumartesi oluyor tabii eheh gece oldu, gün değişti napıyım :D)
Telif sahibi: ben (böyle de saçma birşey yazsa ya kitaplarda eheh)
hatta ©Copyright bile yaparım :D:D
son olarak (yeter artık diyorsunuz ama bak güzel birşey diyorum, bir okuyun aaa :D) şunu demek istiyorum; Ezgi, Pınar ve Selin hanım çok teşekkür ediyorum böyle güzel bir gün yaşattığınız için.. hepinizi seviyorum ve yakında tekrarlarız diye umuyorum :) hadi kalın sağlıcakla :D
NOT: sonuna kadar okuduysanız madalya lazım size :D:D böylece koloninin en uzun yazısına imza atmış bulunuyorum, gözlerim doldu bak :D