BENİM CLAPTONUM - (CLAPTON MİTOLOJİSİ)
Clapton is God" (Clapton Tanrıdır); bu duvar yazısı ilk 1966da Londrada bir duvara yazılmıştı. Fotoğrafı yayınlanınca birden efsaneye dönüşmüş, Londra sokaklarında, metro duvarlarında çok sık görülen bir grafiti halini almıştı.
Bu, duvarlardaki God is Dead - Nietzsche (Tanrı öldü - Nietzsche) yazısının ve ardından yazılan Nietzsche is Dead - God (Nietzsche öldü - Tanrı) edebiyatının bir uzantısıydı.
Eric Claptonun, George Harrisonun karısı Pattie Boyda* deliler gibi aşık olduğu yıllarda verdiği Odeon konserinde bir hayranı Clapton Tanrıdır diye bu efsane grafitiyi bağırınca, Clapton;
- Hayır, Tanrı değilim, sadece dünyanın en iyi gitaristiyim diye cevap veriyordu.
Running on Faith şarkısında; zavallı bir çocuk daha ne yapabilir ki? diye soruşu gibi;
dokuz yaşında,
ablası sandığının aslında annesi,
anne - baba sandıklarının ise anneanne ve dedesi,
asıl babasının da en baştan beri Kanadada başka bir kadınla evli olduğunu öğrenmiş bir çocuk,
ileride çelik tellere, rocka, bluesa sarılınca, daha nasıl bir gitarcı olabilir,
bu çığlığa daha nasıl bir cevap verebilirdi ki?
Yıllar boyu, Yunan Mitolojisinde Zeus ne ise, gitar mitolojisinde de Clapton o oldu benim için.
Onun posterinin altında çalıştım üniversite giriş sınavına,
Pattie için yazdığı Wonderful Tonightı dinleyerek çıktım şehirlerarası gece yolculuklarına,
daha dikkatli baktım aynada saçlarını tarayan muhteşem hatunlara,
gururla taktım, İzmir Caddesinden aldığım; üzerinde Özel olarak Eric Clapton için üretilmiştir yazan, "zor kopan" çelik telleri gitarıma,
kendi kendime çok sorular sordum, evli bir kadından kızı olduğunda,
çok ağladım 53. kattan düşen ve bir zamanlar babası sandığı dedesinin yanına gömülen oğluna,
buruk bir şekilde gururlandım, Cennetteki gözyaşları Grammy ödüllerine damladığında.
Ben Eric Claptonla hiç konuşamadım,
hiçbir akşam pizza siparişi verip onunla gitar çalamadım
ya da telefonda çok sevdiğini bildiğim Radiohead, Massive Attack falan dinletemedim,
kendisinden bir forward mail bile alamadım
ama hep bildim;
var olduğunu,
yine gözlüklerini takmış,
yeni bir şeyler ürettiğini
ve hep merak ettim;
bir gün tak-tak Cennetin kapısını çalıp girdiğimde içeri,
oraya ait olmadığı halde, oğlunu arayan gözü yaşlı babanın
beni ismen bilip, bilemeyeceğini...
YALÇINERGİR