-----------Part 3---------------
O güne kadar bir kaç okul bahçesinde verdiğimiz küçük konserler haricinde, hiç bir ciddi sahne tecrübemiz olmamıştı. Zaten o dinletilerimizde de genel olarak beğenilmemiştik. Çoğu öğrenciler dalga geçmişti, elindeki o testereyi bırak diyerek ( fuzz pedalından dolayı ). Ama bütün bunlara rağmen yinede umudumuz kırılmıyordu. Günün birinde yaptığımız bu müzik türünü bütün dünyanın dinleyeceğine inanıyorduk.
Çünki bu müzikte sadece aşk değil,
yanlış olan her tür düzene karşı protesto vardı,
ezilenlerin, aşağılananların isyanı vardı.
Baş kaldırı vardı.
Örümcekleşmiş beyinlerin silinmesi vardı.
Enerji, ruh ve dinamikler vardı.
Biz vardık.
Eğer böyle bir müzik ile biz özdeşleşebiliyorsak, başkalarıda olabilirdi. İhtiyacımız olan tek şey, sabır ve mücadele hırsımızın kırılmamasıydı. Bütün bunları yaşıtlarımıza anlatabilmek için büyük kitlelere, büyük platformlara gereksinim vardı.
İşte onun içindirki, ayağımıza kadar gelen bu şans, bu yarışma bizm için çok, ama çok önemliydi. Kendimizi bundan daha iyi kanıtlayabilmenin başka bir yolu olamazdı.
Milliyet'in yarışmaları önce bölgesel olarak yapılıyordu. Türkiye'nin her bölgesinden katılan liseli gruplar arasından, kulvarlarında en iyisi seçilen okul, İstanbul'da yapılan finallere katılmaya hak kazanıyordu. Sadece Marmara bölgesinden, sayı olarak daha fazla oldukları için, birden fazla okullar finalist olabiliyordu.
Yarışma 3 katagoride gerçekleştiriliyordu, icra ( cover ), beste ve düzenleme dallarında olmaka üzere. Katılımcılara yönlendirilmiş çok kesin ve katı kuralları vardı ve bunlara uymayan gruplar derhal diskalifiye ediliyorlardı. Fakat o yıllarda Türkiye'de ki en saygın, en ciddi ve en popüler yarışmaydı. Bir çok ünlü sanatcıların yolu önce bu köprü üzerinden geçiyordu ve adeta sanat hayatında ordan elde edilen bir başarı bir akseptans gibiydi.
Jüri üyelerinde de şimdilerde olduğu gibi abuk sabuk kişiler olmuyordu. Genelde o yılların en büyük müzik otoriteleri, en uç sanatçıları ( Rahmetli Barış Manço, rahmetli Cem Karaca, Ayten Alpman, Bülent Özveren, konservatuar müdürleri gibi ) ancak jüri de yer alabiliyorlardı.
Yine güzel bir sonbahar akşamı Mustafa ların alt katta balkonda "peace" yapıyorduk. Can,
-Beyler, biz bu yarışmaya katılcaz ama bir solistimiz bile yok. Kuro bunu bir bilse bizi hemen s....r eder, birde okuldan da kovar. Nağapcaz ?
-Abi okulun her tarafına ilan asacağız yarışma için solist aranıyor diye. Başka ne yapabilirizki ?
-Eyvallah bilader, bencede en iyi fikir bu. Dışarıdan birini alamayacağımıza göre !
-E iyi, hadi bunu hallettik, bizde ne beste var, nede düzenleme. Hadi bunları da geçtik, icra olarak ne çalcaz ? Led Zeppelin'den ya da Black Sabbath'dan mı ? Ulan herifler bizi sahnede taşa tutarlar be. Yavuz, bana biraz daha rakı koysana bilader, sen ne biçim sakisin ?
-Kardeşim sende sünger gibi adamsın valla. Biraz yavaş git ya, biz de içiyoruz.
-Ya rakı makı diye bağırıp durmayın, şimdi peder duycak yukardan gelcek aşağıya, etcek bacağımıza. Şu işin bokunu çıkarmayın ya.
-İyi iyi, tamam öf. Sende amma tırsıyon ha.
- Eğe, nasıl halledeceğiz bu işleri ?
-Abi, bence icra konusunda diğer bütün her kezin yaptığı gibi akıllı uslu bir parça çalcaz.
-Nasıl yani ?
-Nasılımı var, içinde fuzz olmayan, slow, mümkünse Türkçe, yaygarasız, akıll uslu bir parça çalcaz.
-Yok ya, başka ! ?
-Yoksa yarışmadan sonra akşam eve hepimiz omlet olarak döneriz.
-Nasıl olacak o iş ?
-Sahnede kafamıza atılcak yumurtalarla.
-Ya bırakın şimdi gırgırı. Bence sert rock bir parça yapalım ama jüriyi de fazla ürkütmesin, yani fazla yam yam bir şarkı olmasın. Ama içinde fuzz, wah wah olsun. Boşunamı aldım ben bu pedalı. Bir ton da para verdik. Böyle bir yerde kullanmayacağımda nerde kullanacağım, hep provalardamı ?
-Bilader bak ben sana söyleyeyim, jüri senin fuzz ın sesini duyduğu anda biz yarışmayı daha elemelerde kaybederiz. Sonradan demedin demeyin. Benden söylemesi.
-E iyi. O zaman oturalım Ajda Pekkan'dan bir parça çalışalım.
-Sende vur dedik öldürdün ha.
-E öyle bilader. Bu yarışma işi çıktı hepinizin müzik kafası değişti. Biz bu yarışmaya kendimizi duyurmak için çıkmak istemiyormuyuz ? Bu müziği millete tanıtmak için yapmıyormuyuz ? Yok wah wah kullanma, yok fuzz kullanma. Neymiş efendim Led Zeppelin çok yam yam kaçarmış, Black Sabbath taş attırırmış, ne diyorsunuz siz beyler? Harbiden anlamıyorum yani. Bir yarışma hikayesine yolumuzdan, idealimizden sapacaksak, sokayım ben o yarışmaya.
-İyi tamam kardeşim, ne kızıyon ya ?
-Abi ne kızıyorsunumu var ? Düne kadar nasıldık, ne düşünüyorduk, şimdi nasıl konuşuyoruz. Bütün sevdiğimiz gruplar zannediyormusunuz ki bulundukları konuma önlerine hiç bir engel çıkmadan geldiler ? Daha biz en baştan önümüze bir çakıl taşı çıktı diye hemen su koyuveriyoruz.
-Hadi iç şu rakını da sen tazeleyelim şunları.
-Bir de şöyle bir sorun var. Bizim çalışmalara Kuro ile Şekür bey illaki bi gelecektir. Kuro bizim yaptığımız müziği bi duyarsa bizi ömrümüzün sonuna kadar mezun etmez ha. Haberiniz ola.
-Ya onlar geleceği zaman bizde bir Türkçe pop çalarız, bu parçayla katılacağız deriz.
-Len allahın manyağı, o herif bizi yarışmadan sonra kurşuna dizer. Okulumu, şerefimi iki paralık ettiniz diye.
-Dizerse dizsin anasını satayım, napalım yani ?
-Ya beyler, şu bizim " The House Of The Rising Sun " ın Animals versiyonunu kafamıza göre değiştirip, sertleştirip, orijinal diye bilmem kim grubunun parçası olarak kakalasak olmazmı ? Nerden bilcekler o grubun kim olduğunu ? Bütün jüri üyeleri bizim Çiğli Amerikan radyosunumu dinliyorlar sanki ? Yayını bi Bostanlı'dakiler biliyo. Alsancak'da kiler bile dinlliyemiyo.
-Ulan harbiden iyi fikir ha.
-Eyvallah, hiç kimselerde anlamaz valla.
-Parçanın başına ben şöyle fuzz ile güzel bir solo yazdımmı, şan altlarına da wah wah la bir de güzel arpej, ritim döşedimmi, birazda yorumu sertleştirdikmi, olur sana fıstık gibi hard rock bir parça.
-E kardeşim o zaman o parça zaten bizim sayılırki.
-Çüş devenin pabucu, o kadar uzun boylu değil. Besteyi bizmi yaptık ki parça bizim olsun ? Yok boş ver bizim olmasın, zaten biz bunu icra diye kaktırcaz. Uyandırmayalım milleti.
-Lan istermisiniz sonradan herifler bizi sahtekarlıkla suçlasınlar !
-O zaman bizde bizim grubun adını değiştiririz, bilmem kim grubunun versiyonundan deriz. Sanki " The House Of The Rising Sun " sadece bir Animals dan mı var yani ? Daha eveli gün Çiğli Amerikan'da dinledim, Frijid Pink diye birileri daha yapmış aynı parçayı. Hemde çok ta baba olmuş. Fuzz lı mazlı, sololu mololu. Harbiden çok hoşuma gitti.
-Tamam işte bizde öyle bir şey yaparız.
-Mustafa, yukardan dolaptan biraz dolma kapıp gelsene. Kayıntı bitti, sırf rakı içiyoruz burda hemşerim.
-İyi dur kıza söyliyeyim o getirsin, şimdi pederi uyuz etmeyelim akşam akşam.
-Beyler benim kafam harbiden bir inceden iyi oldu. Sonra Remzi'nin oraya çorba içmeye gidelimmi ?
-İyi olur valla gidelim, bana uyar.
-Ulan girdik ya boyumuzdan büyük bir işin içine, allah sonumuzu hayrede.