Kapat
..yükleniyor..
Kapat
İşi müzik olanlar, işlerini GaRaJ'da tanıtıp, müzisyene ulaşıyorlar. GaRaJ rehberini inceleyin.

Büyük Yarışma

  • beklicem321 • 22 Mayıs 2008 15:56 • #534048
    -------------Part 4-----------------

    O akşam çorbacıda kesin kararımızı vermiştik. "The House Of The Rising Sun " ı hazırlayacaktık. Hemen yoğun çalışmallara başladık. Okul haricinde, her fırsatta Can'ların apartmanındaki kazan dairesine gidiyorduk prova yapmaya. Bu arada Kuro'dan bin bir güçlükle izin aldıktan sonra, okulun muhtelif yerlerine yarışma için şarkıcı aranıyor diye ilanlar da astık. Nerdeyse okulun yarısı aday olarak müracaat etti. Meğerse meşhur olmaya ne kadar çok meraklı varmış ! Bu talep karşısında epey şaşırmıştık, ama zaman buldukça hepsini teker teker denemeye gayret ediyorduk. O sene bizim sınıfa başka bir kolejden Bülent diye bir çocuk gelmişti. İngilizcesi çok süperdi. Bir gün sınıfda
    -Beyler icra olarak hangi parçayı yapacaksınız ?
    -The House Of The Rising Sun ı
    -Hadi ya ben o parçayı biliyorum. Eric Burdon'dan defalarca dinledim. Geçen yaz bir arkadaşım Amerika'dan Long Play ini getirmişti. Neden bir de beni denemiyorsunuz ?
    Hoca henüz daha sınıfa girmemişti.
    -İyi söyle bakalım. Sözlerini ezbere biliyormusun ?
    -Buda bana sorulurmu, hastasıyım ben o parçanın.
    -E hadi o zaman.
    -............................................

    Daha ilk dörtlüğü bitirmemişti. Mustafa ile " tamam, işte şarkıcı bu " dedik. Sesinden ve sert yorumundan, özellikle dik olan kısımları okumasından çok etkilenmiştik. Tam bir rock çı ağzı vardı. Aksansız İngilizce'si mükemmeldi.

    -Bilader, dersten sonra bizimle prova odamıza gelirmisin ?
    -Ne o yani, şimdi ben alındımmı gruba ?
    -Yoğo, kim dedi onu ?
    -Ne bileyim, çağırıyorsunuz ya !
    -Sen bir provaya gelde ondan sonra konuşuruz. Çıkışda hep beraber birlikte Bostanlı'ya gideriz.
    -Tamam.

    Bülent bizi çok beğenmişti. Bizde onu.
    En nihayet bir solistimiz vardı. Kafa yapısıda bize çok uyuyordu. Üç beş provadan sonra birbirimizle iyice kaynaşmıştık. Ansamble ı hemen yakalamıştık.

    Bir gün keşhaneye yanımıza Can'ların sınıfından bir çocuk geldi.

    -Selamın aleyküm. Çalışmalar nasıl gidiyor ?
    -İyi valla, fena değil.
    -Ben de org çalıyorum, bir gün çalışmalarınıza bende gelebilirmiyim ?
    Can hemen,
    -Lan İhsan, sen orgmu çalıyon ?
    -Evet.
    -E bu güne kadar neden bundan hiç bahsetmedin ?
    -Fırsat olmadı.

    O gün İhsan da ( nam-ı diğer: Mozart ) gruba son eleman olarak katılmıştı. Artık formasyon tamamlanmış ve en son şeklini almıştı. Mozart gerçekten çok iyi bir klavyeciydi. Uzun yıllar klasik müzik eğitimi aldığını ve rock müzikteki gelişmeleri yakından takip ettiğini söylemişti. Birlikte yaptığımız ilk provada Deep Purple'ın " Child İn Time " ını baştan aşağı çaldığında hepimiz çok ters gelmiş ve çok feci şekilde yamulmuştuk. Nota ve Armoni bilgisi çok iyi düzeydeydi. Onunla iyi anlaşabiliyordum, zira grupda nota yazıp okuyabilen sadece ikimizdik.

    Mozart da gruba katıldıktan sonra Provaları her gün yapmaya başladık. Fakat sayımız beşe çıkınca kazan dairesi yetersiz gelmeye başlamıştı. Müzik hocamız Şekür beyden Kuro ile konuşup okulda bize bir prova odası ayarlamasını rica ettik. Bir kaç gün sonra yatakhanenin en üst katında bir oda çalışmalarımız için tahsis edildi. Hemen ertes igün bütün aletleri oraya taşıdık. Kazan dairesinden sonra o oda bizim için gerçekten muhteşemdi.

    Ege bölgesi elemelerine on gün kadar bir zaman kalmıştı. Bu arada Kuro bizleri sık sık odasına çağırıp, çalışmaların hangi aşamada olduğunu ve bir isteğimizin olup olmadığını soruyordu. Bizde zamanın azlığından şikayetçi olduğumuzu ve eğer mümkünse son hafta öğleden sonraları derslerden muaf tutulmamızı istemiştik. Bunun üzerine Kuro, bunu düşüneceğini ve bizlerle tekrar görüşeceğini söylemişti.

    İcra parçamızı iyice oturtmuştuk. Düzenleme parçamızıda nerdeyse yarılamış ve son haftaya girmiştik. Hepimizde stres hat safhadaydı. Beste ile ilgili daha hiç bir çalışmamız olmamış ve sinirlerimizde son derece gergindi. Grup içinde nedensiz ve gereksiz yere birbirimizi kırabiliyorduk. İşte tam bu sırada Kuro'dan gelen bir haber hepimize ilaç gibi gelmişti. Artık öğleden sonraları derslere girmememize izin verilmişti. Bir kaç gün içinde yoğun bir çalışma temposuyla düzenlemeyide tamamlamıştık. Elemelere üç gün kala Kuro haber göndererek bizi odasına çağırttı.

    -Tak tak
    Yine bir gürleme sesi,
    -Gir.
    Hepimiz sırayla içeri girip,
    -Buyrun hocam, bizi istemişsiniz.
    -Evet. Nasıl gidiyor çalışmalar ?
    -İyi hocam, gayet iyi.
    -Peki bu yarışmada kaçıncı olacaksınız ?
    Hepimiz garip bir şekilde birbirimize bakarak,
    -Valla bilmiyoruz ki hocam. Böyle bir yarışmaya hepimiz ilk defa katılıyoruz.
    -Bilmiyoruz ne demek ? Ha, ne demek bilmiyoruz ? Her gün gece yarılarına kadar yukarda yatakhanenin üstünde tepinip duruyorsunuz, bütün mahalleyi ayağa kaldırıyorsunuz, avaz avaz deliler gibi yırtınmaktan (Bülent'e bakarak ) hiç bir yatılı öğrenciyi uyutmuyorsunuz, ondan sonra da bilmiyoruz diyorsunuz, öylemi ? Hepinizin hakkında bütün ders hocalarınızla konuştum moloz yığınları. Dökülüyorsunuz hepiniz. Haylaz herifler.
    En başta duran Mustafa'ya dönerek,
    -Senin bir tane zayıf olmayan dersin varmı müzik haricinde. Şu boyundan posundan utan.
    -......................
    Can'a dönerek,
    -Ya senin yanındaki güruhdan bir farkın varmı ?
    -......................
    Mozart' bakarak,
    -Sende matematik, fizik ve kimya için özel ders alacaksın. Anlaşıldımı ?
    -Tamam hocam.
    -Cevap istemiyorum. Sersem şey.
    -......................
    Bu sefer bana dönerek,
    -Sen, ya sen koca moloz. Beden eğitiminden, tarihden, coğrafyadan zayıf alınırmı ? Oğlum askerlik dersinden de zayıf olurmu ? Sen fen derslerinden ve matematikten nasıl hep dokuz, on alıyorsun ? Kopyamı çekiyorsun yoksa yanındakinden ? Kim oturuyor senin yanında ?
    Ben Mustafa'yı göstererek
    -Bu oturuyor hocam.
    Kuro anlamakta güçleniyormuş edasıyla bir Mustafa'ya, bir bana bakar. Sonra Bülent'e dönerek,
    -Senin babanı çok iyi tanıyorum. Arkadaşımdır benim.
    -Biliyorum hocam.
    -Sana bilip bilmediğini sormadım moloz. Cevap istemiyorum. Bak ayağını denk al, yakarım senin çıranı. Gece yarılarına kadar kıçını yırta yırta, avaz avaz bağırmayı biliyorsun da, ders çalışmayımı bilmiyorsun ? Gözüm hepinizin üstünde. Hele bu yarışmada bir üçüncü bile olamazsanız o zaman gösteririm ben size dünyanın kaç bucak olduğunu. Artık öğleden sonraları derslere girmemezlik de yok. Yıkılın çabuk karşımdan, görmesin gözüm sizi.
    -..........................
    Aceleyle, kaçarcasına hepimiz Kuro'nun odasından çıkıp doğru keşhaneye indik. Tabi hepimizin suratları on karış.
    -Ver len bi sigara.
    -Al.
    -Yokmu kimsede dibi pamuklu.
    -Sigarayı buldun da pamuğunu arıyon.
    -Abi, bazan şu Kuro'ya ne biçim gıcık oluyorum ya iyimi. Herif kolejin reklamından başka bi bok düşünmüyo. Şunun şurasında yarışmaya üç gün kalmış, adamın bize verdiği morala bak.
    -Valla ben bi ara bize girişcek sandım. Çok feci kızdı. Galiba etrafdan, sağdan soldan şikayet ettiler gürültüden.
    -Nağapcaz şimdi biz ? Moraller gram.
    Tam o sırada nöbetçi hoca tuvalete girer.
    -Oğoo, sohbetiniz bol olsun çocuklar. Sigaraların yanına bir de çay alırmıydınız acaba ? Verin bakayım sınıf ve numaralarınızı.
    -x&*£#é?~@*/$%...............


    Devam edecek...
Bu konunun tüm mesajları