Atmosfer Festivalik

Bölümler
Yazan: GaRaJ Bekçisi
Tarih: 12 Ağustos 2002

:: Başlıyor !




Festival, biletin alınmasıyla beraber daha bir gerçek olmuştu gözümde. Sadece müzikal bir şenlik değil 4 günlük bir tatil, bir nefes alma arası gibi bakıyordum Ömerli'ye. Durup duruken tüm stresten uzaklaşıp, monitöre bakmadan, tuşlara basmadan geçirilecek, her gecesi kaliteli müzikle dolu, gündüzleri türlü maymunlukla geçirilip, hiçbir şey üretmemenin keyfine varılacak 4 günün biletini almıştım. Hem de gayet hesaplıydı. Çadır ve kamp sorunu vardı önümde bi tek halledilmesi gereken, fakat çok ta büyük bir problem değildi, öngördüğüm gibi güzide alışveriş merkezlerimizden birine giderek kolayca çözmüştük. Hatta aldığımız çadırlardan birinin üzerine kocaman www.garaj.org bile yazmıştık. Hazırdık. Pazar sabahı erkenden kamp yerinin yolunu tuttuk. 4 kişiydik, iki çadırımız, uyku tulumlarımız, güneş gözlüklerimiz, havlularımız bile vardı. Kamp yerine geldik, sıkıca arandık, kuyruğa girdik, biletimizi verdik, bilekliğimizi taktık, kazmalar elimizde uzun ip belimizde, çadırımıza bir yer beğenmeye koyulduk.



Bekçi: Abi gölge olsun şöyle ağaç altı bi yer...

Çavuş: Olmaz olm o tarafa yakın! Böcek möcek çıkar, valla kızları tutamazsın.

Bekçi: Doğru be hem bu tarafta baz istasyonu var, çocuğum olmaz billa. Uzaklaş Çavuşum !



Bekçi: Burası nasıl?

Çekiç Tutan Adam (ÇTA): Yok abi orası olmaz kamyon geçecek ordan !

Bekçi: Haydaaa ne kamyonu lan? Çadır kampı diil mi burası ?

ÇTA: Tuvaletler boşalacak günde üç kere !

Çavuş: Olm burda tuvalet var harbiden kokma yapar, uzaklaş !



Bekçi: Çavuşum nasıl burası?

Çavuş: Gayet güzel, biraz eğimli ama olsun idare eder. Hallederiz !


Yarım metre sağa bir metre yukarı derken diktik direkleri, kurduk çadırları. Festivale gelmiş çoğu arkadaşın "ohoooo iyiymişiniz ulan siz, biz gece geldik mahvolduk" gibi serzenişlerini duyar gibiyim. Ama naapalım biz rahat yerleştik. Aynen böyle oldu.

Çadırları kurduktan sonra "hadi bakalım gezinelim şimdi, neler varmış neler yokmuş..." bakınması için düştük yollara. Her köşe başında bileklik kontrolü sırasında asıl eksikliği yavaş yavaş görmeye başlıyordum. Görev alan kardeşlerimiz, eğlenmeye gelen kardeşlerimize biraz farklı davranmaktaydı. Yani sanki belli bir miktar eğlence sunuluyordu, ve görevliler de herkesin bunu adil paylaşmasından kendilerini sorumlu hissediyorlardı. Ne kadar anlamsız geldi değil mi? Evet festival alanındaki kırmızı tişörtlülerle yabancılaşmamız da bu denli anlamsızdı. O ana kadar önem vermemiş olduğum detayları hatırladım birden:

Girişte arkadaşları aranırken bekleyen birinin iki adım ilerde su içmesi konusundaki tartışma bu bakış açısıyla tamamen örtüşmekteydi. Biz büyük klan savaşlarından haberdar olanlar madur durumdaki bir TZ-maltit'in nelere kadir olduğunu biliyorduk ve kendimizi korumayı bilmiştik, ama diğerleri sadece etraftaki Hücbub nüfusunun onu yıldırması gibi bir mucize sayesinde şerden kurtuldular.

Tam bunlar aklımdan geçerken, susamışlığın farkına vardım ve çavuşla birer bira atmaya karar verdik hanımlar da bize uydular ve Dalamanlı Delilah sahneye girdi.

Önceki bölüm
« Giriş
Sonraki bölüm
Dalamanlı Delilah »

Yorum yazın

Yorum yazmak için üye girişi yapmak gerekiyor.
Üyeyseniz giriş yapın, değilseniz üye olun.
  • Benim anlayışıma göre sahnedeki insanlar biraz uzak, biraz erişilmez olmalı. Yeteneği ve birikimiyle olduğu kadar kıyafetiyle, davranışıyla, iletişimiyle de benim yanımda durmuyo olmasını haketmesi lazım.

    Baştan sona gülümseyerek okuduğum makalenin en güzel yeri burasıydı bence.
    Üye
    kaşif
    Tarih
    27 Aralık 2006 00:00

Anket

---CnR--- sorar:
Aralarındaki en iyi Thrash albümü?
  • Megadeth - Rust in Peace
  • Megadeth - Peace Sells... But Who's Buying?
  • Metallica - Master of Puppets
  • Metallica - Ride the Lightning
  • Slayer - Reign in Blood
  • Anthrax - Among the Living
//www.garaj.org