heyecanlı ve öksürüklü insan Pınar :D senin virüsleri kovamadım galiba, birazdan onlarla da uğraşıcam, merak etme eheh
yeni fikirler benim de öyle arada aklıma geliyor, 5 dakika sonra unutuyorum ne geldiğini.. illa ki bir yere yazmam gerekiyor, balık hafıza çok kötü birşey :) hatırlayınca öğreniriz artık Pınar eheh
rüyan da güzelmiş ya, gezseydin boşken, tadını çıkarsaydın :D öyle boş bulmak zor iş yani ehehe ama ben böyle korkunç rüyalar (ki buna kabus denir, neden korkunç rüyalar diyorsam artık) görmeyi daha çok seviyorum.. hiç zarar görmeden bol bol adrenalin, hem de çok gerçekçi :D olsa da yesek (!)
sonracığıma (yorumsuz) Dan Brown'ın bütün kitapları var bende ama terbiyesiz bir insan olmamdan ötürü sadece Melekler ve Şeytanlar'ı okudum :D Da Vinci Kodu'nun da filmini izledim :) o kadar güzel değildi bence de.. kitabı daha güzeldir herhalde diye düşünüyorum ben de okumadan :D ama Melekler ve Şeytanlar güzeldi bence de.. Jean-Christophe Grangé'ın da 4-5 kitabı var ama hiçbirini okumadım, çok ayıp ediyorum, biliyorum :D hep okurum diyip durdum ama hiç başlamadım işte :D hep başka kitaplara doğru yelken açtım :D mesela şu sıra da Chuck Palahniuk'a aşırı derecede takmış durumdayım.. hatta onunla ilgili maceramı yazmak istiyorum izninizle (kibarlık yapıyormuş gibi de yapayım :D) şimdi ben dedim ki gideyim bu amcanın kitaplarını alayım, hepsini.. sonra dedim ki sahaflar çarşısına gideyim (bilmeyenler için not: sahaflar çarşısı Beyazıt'ta bulunmakta ve Osmanlı döneminden beri kullanılmakta olan bir yer.. kitapçılarla doludur efendim.. ama şu geçtiğimiz 5-10 sene içersinde deforme olmaktan bir hal olmuş ve genelde ders kitapları satan bir yere dönmüştür ve bu maceramda da bunun üzerinde durucam zaten.. eskiden gider her türlü eski-yeni kitabı arar ve bulurdunuz ama şimdi yeni kitapları bile zor buluyorsunuz.. ayrıca eskiden ucuz bir yerdi ama şimdi maaşallah diyorum fiyatlar için.. neyse, yine uzadı parantez, kapatıyorum) işte bu sevgili sahaflar çarşısındaki kitapçılara soruyorum tek tek; "Chuck Palahniuk kitapları var mı?" diye.. ve sorduğum 10 civarı yerin 8'i ilk cevap olarak "hı?" dedi.. sonra "hani Fight Club var ya, Dövüş Kulübü, onun yazarı" diyorum ve ikinci cevapları "hee, yok o".. 1-2 tanesi de sadece Dövüş Kulübü kitabı var dedi ama ben onu istemiyorum.. bu arada Dövüş Kulübü'nü izlemeyenler izlesin efendim, süper, hiperdir yani :) ayrıca bir başka kitabı olan Choke, yani Tıkanma'nın da filmini çekmişler, onu da izledim.. iyiydi, tavsiye olunur :) ama şunu da belirtmeliyim ki bu adam normal bir yazar değil, coşmuş, uçmuş bir insandır.. yani her türlü konuya girip çıkmakta ve çok ilginç küçük bilgiler vermektedir (bu küçük bilgilerle ilgili ayrıntıyı ilerleyen satırlarımda okuyabilirsiniz ahaha) ve genel olarak popüler kültürü sağdan sola, yerden yere vurmaktadır.. minimalist bir yazım tarzında yazmaktadır.. edebidir de ama aykırıdır.. ayrıca +18'dir de diyim :) neyse, konuya dönersem bu adamların çoğu adını bile duymamışlar.. koskoca sahaflar çarşısının durumuna bak dedim, yuh dedim afedersiniz :D (nasıl da kibar görünmeye çalışıyorum ya ehehe) işte bir tane kitabını buldum ama sonunda orda.. sonra çıktım gittim D&R'a.. aslında bulmam gereken yerin orası olmadığını düşünmeme rağmen bütün kitaplarını buldum ve aldım.. gayet şaşırtıcı bir gündü benim için.. ders çalışmak, derse girmek ve uyumak gibi faaliyetlerim yüzünden çok hızlı gidemedim, daha ikinci kitabını okuyorum, 5 gün oldu.. 3. kitaba geçmeliydim bence :) neyse efendim, hemen okuduğum kitaptan birkaç alıntı yapmak istiyorum;
"...insanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. dramlarının. önemsiz meselelerinin. hikayelerinin çözülmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. büyük ve korkunç bir bilinmeyen."
"...bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık. tanrının yarattığı başk bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği herşeyin bir gün öleceği oldu. o özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin."
neyse, fazla içerikten bilgiler vermiyim, okumak isteyenin keyfini kaçırmıyım dimi eheh görüldüğü üzere benim gibi karamsar da bir insandır kendisi.. he ayrıca kitapta verdiği küçük bilgilerden bahsedicem demiştim, o konuda da birkaç örnek vereyim.. mesela piyanonun tuşlarındaki kan lekesini çıkarabilmek için tuşları talk pudrası veya süt tozuyla ovmak gerektiğini, duvar kağıdındaki kan lekeleri içinse mısır nişastasıyla suyu karıştırıp elde ettiğimiz lapayı lekenin üzerine sürmemiz gerektiğini öğrenebiliyoruz.. başka örnek olarak yine mesela şu var; dişi kırılan biri dişçiye gidene kadar dişi bir bardak sütün içinde saklayın. bu arada beyaz bir macun elde edene kadar çinko oksitle karanfil yağını karıştırın. hızlı ve kolay bir dolgu için, oyuğu durulayıp çarçabuk sertleşen bu macun ile doldurun gibi bir bilgi var.. bir başka örnek; kırılan pencere ya da düşen bir şişenin kırıklarını toplamak, hatta en minik parçacıkları bile yok etmek için bir dilim ekmek kullanın demiş sevgili Chuck amca. neyse, bunlar da yeterli.. yazdıklarımın çoooook daha fazlası var kitapta :) ki bu yazdığım bilgiler de şu kitaptan; Gösteri Peygamberi (orijinal adıyla Survivor) ve Ayrıntı Yayınları'nın Yeraltı Edebiyatı serisinden çıkmış. bütün kitapları da burdan çıkmış zaten. (aslında bütün kitapları değil, daha hepsi türkçeye çevrilmemiş ama çevriliyorlar ve çevrilenler de, çevirileri yapılacaklar da aynı yerden çıkmakta ve çıkarılacak da.. ne cümle kurdum be) fark ettim ki kitap tanıtımı köşesi gibi oldu bu mesaj :D:D bir kitap tanıtımı köşesini daha bitiriyor ve haftaya görüşmek üzere diyorum :D neyse işte, taktım şu an bu Chuck Palahniuk arkadaşa.. geçenlerde de Woody Allen'ın (ki kendisinin yönetmen, oyuncu, senarist, hatta müzisyen ve kitap yazarı olduğunu belirteyim ki siz en azından oyuncu ve yönetmen olduğunu biliyorsunuzdur zaten hehe) yazdığı kısa ve (traji)komik hikayelerden oluşan 3 kitabını okumuştum.. ondan önce de Dostoyevski'nin kitaplarına takmıştım.. (ki bugüne kadar okumayarak da büyük ayıp etmiştim Dostoyevski'ye) nedense bir yazara takınca bütün kitaplarını okumaya çalışıyorum.. manyak mıyım neyim :D (sorunun cevabını vermeyin, biliyorum :D) aslında ben sadece kitaplarda değil herşeyde böyleyim.. beni tanıyan herkesin bileceği gibi herhangi bir müzisyene taktığımda da sonuç aynı oluyor.. herhangi bir yönetmene takınca da aynısı oluyor.. herhangi bir oyuncunun oyunculuğunu çok mu beğendim.. bütün filmlerini izlemeliyim.. yaşanmaz benim psikolojimle ya :D zor iş valla..
an itibarıyla fark ettiğim birşey daha var.. yine çok uzun yazmışım ve bugün yazdığım çok uzun olan ikinci mesaj, durayım artık bence :D bütün hepsini okumuş olanları tebrik ediyorum eheh neyse efendim, gideyim artık ben.. hadi sağlıcakla kalın (salıncakla kalın gibi bu da, neyse)