Cazla uzaktan yakından ilgisi olmayan, ancak caz festivali adı verilen bu sermaye eşkıyalığı da olmasa izleyemeyeceğim için bu seferlik ses çıkartmadığım (kızdım mı çok fena yaparım) çocukluk idolüm Joan Baez'in konserinden henüz döndüm. Cebimdeki azıcık parayla "Ben Baez'in bütün şarkılarını su gibi biliyorum, oraya girmek asıl benim hakkım!" diye köşede bir yandan sızlanıp, diğer yandan "resmi karabosacılığa", önüme gelen her görevliye bağırıp çağırmak hatta azarlamak suretiyle söverken -ki taş merdivenlerde oturmak için dahi 35 milyonluk biletlerden almak gerekiyordu- beni mesih edasıyla gelip, kolumdan tuttuğu gibi içeriye sokan mavi tişörtlü çocuğa burdan teşekkür edebilirim diye düşündüm. Sana bir rüya borçluyum arkadaşım, allah razı olsundan daha şık, daha hanzo da bir cümle bulamıyorum. Konser çok güzeldi; Baez, bir akustik gitar, 3 adet akor ve bir miktar tevazuyla yüzlerce binlerce kişiye şarkı söyletilebileceği dersini verdi. Ben de böylece Joan Baez'le şarkı söylemiş oldum, çatlayın ve de patlaya da bilirsiniz.