cuma günü festival alanına gidiş ve giriş sırasında çıldırdım. saat 16.30 gibi servisleri getirdiler hareket noktalarına. madem insanları saatlerce bekleteceksin( taksimde 3 saat servise binmek için bekledik, festival alanına girmek için 2.5 saat) sabahtan almaya başla insanları festival alanına. ben beklemek zorunda mıyım aç susuz gece yarısına kadar??
gece saat 12de çadırımızı kurmamız bitti. ama çilemiz bitmedi, bu sefer de cardrock almak için beklemeye başladık! yok buradaki çalışmıyo şuradaki gişeye gidin diye diye milleti tüm gişelerde dolaştırmışlar. biz şanslıymışız, ikinci gişede kartları edindik. saatler sonra yemek yiyebildik böylece!
fakat tüm sıkıntı (sadece organizasyona değil haftaların verdiği bezginlik) ve gıcık olma durumu cumartesi günü the tears'ın sahneye çıkmasıyla sıfırlandı. resmen resetlendim.
brett anderson ve bernard butler'ın, korn bekleyen ve kendi çaldıklarından birşey anlamayan ve sahneye çıkan insanlara bönbön bakarak 'bunlar da kim ola küne?' diyen 'garip' topluluğa sergiledikleri tavır, bir kez daha bu adamların önünde saygıyla eğilmeme neden oldu. konserin ortalarından itibaren, sırf gıcıklık olsun diye kulağına kulağına çığlıklar attığım korn bekleyen dinleyicilerin de hoplayıp zıplamaya başlaması ve hatta ne alakaysa pogo yapmaları, bernard butler'ın 'lovers'ta 'uleyn bu bizim single'ımız bu ne durgunluk kaldırın k.çınızı!!' dercesinme gitarı ööööyylece bırakıp şarkı başlamış olmasına rağmen hiç alışılmadık bir şekilde koşarak ortaya gelmesi ve bizi dumur etmesi, brett anderson'un kuğu gibi dans etmesi...offf her anını hatırlıyorum ve düşündükçe çıldırıyorum.
şimdi tüm bunlardan sonra apocalyptica'yı anlatamayacağım -ki festivalin benim açımdan önemli olma nedenlerinden biridir kendileri-, çünkü şu an için anlamını kaybetti. fakat adamlar beklediğimden çok çok daha iyi bir performans sergilediler. kendimi bir ara resmen dünyadan kopmuş bir şekilde buldum. çellolarla sahnede koşuşturan başka kimseler var mıdır bilemiyorum :p
ve tabii skin...
burn sahnesindeki Tamburada'da muhteşemdi ayrıca...
geri kalan isimlerin benim açımdan pek bir önemi yok, yalnız the cure'da resmen hayal kırıklığına uğradım. iç geçmesi denen durum bu olsa gerek. üzülüyorum bu kadar ünlü isimleri bu hallerde görünce! gidip uyudum daha fazla üzülmemek için.
genel olarak iyiydi ama organizasyon açısından daha çoooooook fırın ekmek yenmesi gerekiyor.