Ama bu çok doğal değil mi? Ben özellikle piyasanın iç işleyişine girmek istemedim.. O kısım biraz teknik ama şu gerçeğin hepimiz farkındayız, zaten parayı müzisyen kazanmıyor. Müzisyeni pazarlayan adamlar kazanıyor. Müzisyen parasını konserlerden kazanıyor. Burada iğrenç olan müzisyenin pazarlanıyor olduğu gerçeğidir. O, fiyatı olan bir tüketim malıdır. Yaptığı müziğinde belirli bir fiyatı vardır. Bu amaçla üretilmiştir. İşin selsefesi yok, işin insani değerler boyutu yok, işin paylaşımcılık, toplumsal gelişime katkı koymak ilkeleri hiç yok ama sanat kavramı kullanılıyor. Üzerinde yaşatığımız toplumun sistem aygıtları ise bu işleyişin tamamen dışında. Devletin toplumda kültürel bir politikası yok. Kültür dediğimiz şeyi cebinde parası olan insanlar cebindeki paranın çıkarlarını gözeterek belirliyorlar. Bundan acı ne olabilir ki?
Korsana gelince, müzik piyasasının kendisinin bile bir çok zaman hırsızlığı etik gördüğünü de hesaba katarsak (buna telif haklarının içinde dönen oyunlar,mafyalaşan sektördeki diğer şeyler vs. örnek gösterilebilir..) bence korsanı konuşmak çok basit kalıyor. Böyle bir ortamda bu tür şeylerin ortaya çıkması çok doğal.
Ve bakın bir müzisyenin de böyle bir piyasaya girmekten başka çağresi yok para kazanmak için, ya da gösterdiğin tepki de çok haklısın. Para kazanmak zorundayız ve emek harcadığımız şey bizim emeğimizin dışında gelişen aygıtlara yönlendiriyor parayı. Bu da büyük bir hırsızlık. Ahlaksızlık. Burda diyeceğim bişey asla olamaz. Ha olur ama senin dediklerin doğrultusunda elbetteki.
Demek istediğim şu, kazanmak derken neyi anlıyoruz? İhtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz maddi gücü. Peki bu üretim sürecinde, bu üretim ilişkilerinde sizi rahatsız eden başka hiç bir şey yok mu? Paranın ün ve şöhret verdiği ürünlerin arkasında mı çalmak zorundadır hayatını müziğe adamış sanatçılar? Para kazanmak için buna mecburlardır. Üstelik her türlü şeyi çekmek pahasına.
Arkadaşlar toplumun bu mekanizmaya tepki göstermesini bekleyemeyiz. Çünkü toplum bunu bilinçli bir şekilde talep etmedi. İnanın o zaman işimiz çok daha kolay olurdu.
Tıpkı fabrikada çalışan işçinin makinanın bir parçası olduğunu, sömürüldüğünü, içinde bulunduğu üretim ilişkilerinin ağır şartlarına ramen kavrayamaması gibi. Ürettiği değerin onun kendisinden daha değerli olması gibi insanlık dışı sadece para ahlakının kaldırabileceği bir onursuzluğu bu şeye maruz kalan kişinin bizzat kendisinin kavrayamaması gibi.
Çünkü tarihte ilk defa kapitalizm sömürüsünü gizleyecek aygıtlar kurma ihtiyacı hissediyor. Ve bunda da şimdiye kadar çok başarılı.
Sokaktaki insanın vakti mi var sanata dair analizler yapmaya? Sevgilisiyle buluşan genç elbette bununla uğraşmayacak ve birlikte olduğu insanlarla ortak zevkler edinmenin yollarını arayacaktır tıpkı diğerlerinin de aynı şeyi yapmaya çalışması gibi. Tamamen sürü psikolojisi. Ve kapitalizm çok iyi bir çoban...
Ama bir fark var. Koyunlara çoban gereklidir evet. Fakat biz insanız. Kapitalizmse ancak koyunların sistemi olabilir. Bizler sosyalizme layık insanlarız ve bütün bu onursuzluklara karşı gerçekleri iyi analiz etmeliyiz.
Anlatmak istediğim şey işte tam olarak bu.
İşte o zaman müzisyenler zaten maddi kaygılar dolayısıyla yapmayacaklar sanatlarını. Kaygılar insanca değerler üzerine oturacak.
Fabrikadaki çalışan ürettiği kazağı kendi sırtına giyecek, bir ayda 500 milyarlık değer üreten bir inşaat işçisi emeğinin karşılığını 500 milyon olarak almayacak. Çünkü kavramlar değişecek, lüksün yerini ihtiyaçlar alacak. Paranın değerini, insanın değeri alacak. Egonun yerini paylaşım alacak.
İşte o zaman biz bunları konuşmayacağız. Kuşkusuz başka şeyler konuşacağız...