-
Aklıma gelmişken,
alın size içi boşaltılan kültüre bir örnek, bu şarkıyı hepimiz biliriz;
Haydi güzelim (dıss dıss) şeker ezelim (dıss dısss dısss) bu seneeeede beeekar geeezeeeliiiim bu seneeeeede beeekar geeezeeeelimmm.....
Bizler bu şarkıyı bu şekilde dıptıs dıptıs baslarla arkada dinlemeye ve söylemeye alıştık hep. Çok ta eğlenceli hareketli bir şarkıdır değilmi?
Peki konusu nedir bu türkünün bilirmisiniz?
Anadoluda şekeri ezip şerbet yapaomak geleneği vardır. Kan tükürdüm, kızılcık şerbeti içtim diye bir deyim vardır duymuş olanlar vardır belki, işte bu şeker ezelim ordan gelir ve şarkının konusu şudur,,
Bir genç köyünde bir güzele verir gönlünü. Fakat kızın gönlü başkasındadır ve sevdiğine kavuşamaz delikanlı. Ve hayatı allak bullak olur, sevdiği bir başkasının olacaktır...
Derken günler geçer ve bir arkadaşının düğününe gider genç, ve ağır ağır bunu söylemeye başlar gözleri dolu ağlamaklı bir sesle,
Haydi güzelim, şeker ezelim... Bu sene de bekar gezelim, bu sene de bekar gezelim....
Arkadaşının mutluluğu ve aklında sevdiğinin hayali ve hüznüyle söyler bunu, bu şarkı anadoluda hala söylenir ve bunun hikayesini bilenler bu şarkıyı böyle söylerler...
Kapitalizm insanlık onurunu, yaratılan değerleri hiçe sayar ve onları sadece para kazanmak için her türlü kılığa sokar...
Mustafa sandalın bir şarkısı vardır, haydi hepbirlikte haydi hep birlikte haydi hep birlikte sabaha kadaaaar.......
Bu şarkı diskolarda bir ara hit parçaydı..
Peki özünde nedir duymak istermisiniz??????
Jameykalı muz işçilerinin sabahları kalkıp çalışmaya giderken söyledikleri tertemiz bir halk şarkısıdır... (Tabi onlar bu sözlerle söylemiyorlar bunu...)
Muz işçisinin hayatı bizi ilgilendirmez, anadoludaki gencin sevdiğine kavuşamaması da...
İnsanlar başk şeyler talep ediyorlar değilmi? Bunu yapanların ne suçu var? Bu sistemin böyle insanlar yaratmak istediği tezi de nerden çıkmış?? Bu sistem mutluluğumuz için!!
Arkadaşlar değerlerimizin yok olmasına izin vermeyelim...
-
You arkadaşın yazdıklarına katılmamak elde değil
Gerçkten emek verilmiş üzerinde düşünülerek yazılmış yorumlar tebrik ederim..
-
Affedersin You, ben başlıktan hareket ederek konuşmuşum.Söylediklerine katılıyorum ama bunun dahasıda var.İletişim sektörü böyle.Gazetede yazanı kabul ediyoruz, ben kanıtlar sunarak çok sefer gazetede yazanın, haberde söylenenin yalan olduğunu ispatladım.Ancak kitle iletişiminde insanlar kendilerine sunulanı diğerleri gibi kabul etme ihtiyacı hissediyorlar.
Gerçektende felsefi bir konu bu.İnsanlar kendilerine sunulanı yargılamadan kabul ediyor.Varoluşçulukla da ilgili.Size sunulanı yargılamamak.Düşüncelerin tek tipe indirilmesine çalışılan toplumlarda yaşıyoruz, insanlar kendilerini kalabalıklara ait hissetme ihtiyacı duyuyor.Sorgulamadan bu yüzden kabul ediyoruz.İçinde yaşadığımız toplumda bize sunulan müzik bize yetiyor.Daha fazlasına ihtiyaç duymuyoruz.Çünkü müziği kavun gibi görüyoruz.Herkes aslında kendinde bulunmayan bir müzik ihtiyacını gideriyor.Ama bu ihtiyaç aslında onlarda henüz oluşmadığı için bu tür "şeylerle" gideriliyor.
-
Etik değildir ama imkansızda değildir..:( (Nan güzelim müziği ne hale soktular...:@)
-
ben olaya farklı bir yönden yaklasayım.40 mılyar harcadınız bir albüm yaptınız.cd cıktı ertesi gün internette 10 dakikada albüm bedava elinizde.o yüzden kimse kazanamıyor.
-
Ama bu çok doğal değil mi? Ben özellikle piyasanın iç işleyişine girmek istemedim.. O kısım biraz teknik ama şu gerçeğin hepimiz farkındayız, zaten parayı müzisyen kazanmıyor. Müzisyeni pazarlayan adamlar kazanıyor. Müzisyen parasını konserlerden kazanıyor. Burada iğrenç olan müzisyenin pazarlanıyor olduğu gerçeğidir. O, fiyatı olan bir tüketim malıdır. Yaptığı müziğinde belirli bir fiyatı vardır. Bu amaçla üretilmiştir. İşin selsefesi yok, işin insani değerler boyutu yok, işin paylaşımcılık, toplumsal gelişime katkı koymak ilkeleri hiç yok ama sanat kavramı kullanılıyor. Üzerinde yaşatığımız toplumun sistem aygıtları ise bu işleyişin tamamen dışında. Devletin toplumda kültürel bir politikası yok. Kültür dediğimiz şeyi cebinde parası olan insanlar cebindeki paranın çıkarlarını gözeterek belirliyorlar. Bundan acı ne olabilir ki?
Korsana gelince, müzik piyasasının kendisinin bile bir çok zaman hırsızlığı etik gördüğünü de hesaba katarsak (buna telif haklarının içinde dönen oyunlar,mafyalaşan sektördeki diğer şeyler vs. örnek gösterilebilir..) bence korsanı konuşmak çok basit kalıyor. Böyle bir ortamda bu tür şeylerin ortaya çıkması çok doğal.
Ve bakın bir müzisyenin de böyle bir piyasaya girmekten başka çağresi yok para kazanmak için, ya da gösterdiğin tepki de çok haklısın. Para kazanmak zorundayız ve emek harcadığımız şey bizim emeğimizin dışında gelişen aygıtlara yönlendiriyor parayı. Bu da büyük bir hırsızlık. Ahlaksızlık. Burda diyeceğim bişey asla olamaz. Ha olur ama senin dediklerin doğrultusunda elbetteki.
Demek istediğim şu, kazanmak derken neyi anlıyoruz? İhtiyaçlarımızı karşılayabileceğimiz maddi gücü. Peki bu üretim sürecinde, bu üretim ilişkilerinde sizi rahatsız eden başka hiç bir şey yok mu? Paranın ün ve şöhret verdiği ürünlerin arkasında mı çalmak zorundadır hayatını müziğe adamış sanatçılar? Para kazanmak için buna mecburlardır. Üstelik her türlü şeyi çekmek pahasına.
Arkadaşlar toplumun bu mekanizmaya tepki göstermesini bekleyemeyiz. Çünkü toplum bunu bilinçli bir şekilde talep etmedi. İnanın o zaman işimiz çok daha kolay olurdu.
Tıpkı fabrikada çalışan işçinin makinanın bir parçası olduğunu, sömürüldüğünü, içinde bulunduğu üretim ilişkilerinin ağır şartlarına ramen kavrayamaması gibi. Ürettiği değerin onun kendisinden daha değerli olması gibi insanlık dışı sadece para ahlakının kaldırabileceği bir onursuzluğu bu şeye maruz kalan kişinin bizzat kendisinin kavrayamaması gibi.
Çünkü tarihte ilk defa kapitalizm sömürüsünü gizleyecek aygıtlar kurma ihtiyacı hissediyor. Ve bunda da şimdiye kadar çok başarılı.
Sokaktaki insanın vakti mi var sanata dair analizler yapmaya? Sevgilisiyle buluşan genç elbette bununla uğraşmayacak ve birlikte olduğu insanlarla ortak zevkler edinmenin yollarını arayacaktır tıpkı diğerlerinin de aynı şeyi yapmaya çalışması gibi. Tamamen sürü psikolojisi. Ve kapitalizm çok iyi bir çoban...
Ama bir fark var. Koyunlara çoban gereklidir evet. Fakat biz insanız. Kapitalizmse ancak koyunların sistemi olabilir. Bizler sosyalizme layık insanlarız ve bütün bu onursuzluklara karşı gerçekleri iyi analiz etmeliyiz.
Anlatmak istediğim şey işte tam olarak bu.
İşte o zaman müzisyenler zaten maddi kaygılar dolayısıyla yapmayacaklar sanatlarını. Kaygılar insanca değerler üzerine oturacak.
Fabrikadaki çalışan ürettiği kazağı kendi sırtına giyecek, bir ayda 500 milyarlık değer üreten bir inşaat işçisi emeğinin karşılığını 500 milyon olarak almayacak. Çünkü kavramlar değişecek, lüksün yerini ihtiyaçlar alacak. Paranın değerini, insanın değeri alacak. Egonun yerini paylaşım alacak.
İşte o zaman biz bunları konuşmayacağız. Kuşkusuz başka şeyler konuşacağız...
-
Eserler genellikle sipariş üzerine yazılıyor, besteleniyor veya çiziliyordu eskiden de.
Zavallı Mozart parasızlıktan önüne gelen herkesten beste siparişi alıyordu. Tabii bu iyi bir şeye yol açtı: Çok genç yaşta ölmesine karşın, elli altmış yıl yaşayan bestecilerin eser sayısına denk eser verdi.
Müzisyenleri de mazur görmek lâzım, özellikle bu ülkede. Onlar da ekmeklerini bu işten kazanıyorlar ve Türkiye'de gerçek sanatçılara verilen değer ortada. Tabii müzik adı altında iki söz iki ritm uydurup meşhur ve zengin olmak için saçmalayanları saymıyorum.
-
etiktir
-
söylediklerine katılıyorum, çok haklısın. ama malesef sanat dediğimiz kavram doğarken zaten bir tüketim sektörü olarak çıkmıştır ortaya. bunu önceki mesajımda da açıklamıştım. ama kapitalizmin de bu sektörü sömürmesinde kuşkusuz inanılmaz büyük bir payı var. artık sanat, sanatçının iç dünyasını yansıtmaktan ziyade, diğer insanların ihtiyaçlarını karşılamalarına ve beğenilerini toplamaya doğru orantılı gelişmekte.
-
Sanat dediğimiz kavram ortaya çıkarken bir tüketim sektörü olarak ortaya çıkmamıştır....
Bach'ın bestelediği bir çok sarabande sokak dansıdır. Bir çok beste tarzı sokakta doğmuştur.
Rock müzik işçi sınıfının müziği olarak ortaya çıkmıştır. Para kazanmak ya da bir tüketim sektörü olarak çıkmamıştır.
Yine caz müzik te aynı ki onu hepimiz biliyoruz dur..
Hiç bir halk müziği de böyle bir kaygıyla oluşmamıştır. Fakat şimdi bunlar anlamlarını tamamen yitirmiş sadece para ile ölçülen değerlere sahipler. Yukarıda içi boşaltılmış iki şarkıdan bahsetmiştim.. Her şey çok bariz. Bunlar gizlenme ihtiyacı hissedilen şeyler değil.
Sanat içinde bulunulan koşullar gereği her zaman o şekilde bir muamele gördü ama ne ortaya çıkışı ne de üretim ilişkileri bir tüketim sektörü olmuştur...
Her dönem, kendi koşullarında onu o hale getirmiştir...
Sanatı sosyalist ülkeleri araştırdığınızda çok farklı bir konumda ve statüde bulacaksınız.
Sovyetler birliğini araştırın. Stalin emretti besteciler yazdı mantığının dışında objektif olarak fakat.
Ya da küba'ya şu an.. Elbette kendi içlerinde hatalar kusurlar vardır, eleştirilir.. Fakat sanatın ismini kirletmedikleri su götürmez bir gerçektir...
Bir ara iki venezuellalı ile bikaç ay önce yaptığımız röportajı anlatayım size..
Bakış açınız değişecek, ufkunuz genişleyecek..