aklıma sabancı üniversitesi'nin muzikus adlı kulübünün yıllar önce düzenlediği konserler dizisinin adı geldi: itiraf ediyoruz, biz bu şarkıları seviyoruz. bu konserlerde dillere dolanmış şarkılara imza atan arabesk şarkıcıları konser veriyordu.
bu doğru. ama bu müzik türü genelde köyden kente göçetmiş, ezilmiş, hor görülmüş, üstüne bir de aşkına karşılık bulamamış adamceğizlerin dertlerini haykırdığı için, şehirliler tarafından ve ya şehirlileşmeyi başaranlar tarafından aşağı görülmüş.
ancak bilinçaltlarımız, bir aşk acısı çektiğimizde, işten atıldığımızda, pişman olduğumuzda yine arabeske gösterir deşarj olma yolunu. rock müzik açısından ele alacak olursam bu soruyu şöyle derim: iskandinav, kendi rock'ının o ülkenin ruhundan süzüp sunuyorsa, italyan kendi rock'ını kendi ruhundan süzüp sunuyorsa, brezilyalı da, türk de kendi rock'ını kendi ruhundan süzüp sunacaktır. elbette ki bu bağlamda içinde bulunduğu kültürün acıyı dile getiriş şeklinden illaki etkilenecektir. arabesk bu yüzden bulaşıyor acılı şarkılarımıza.
bence çok da sakıncası yok. bilakis gayet enteresan gelir bana bu. çünkü arabeskin acısı sisteme tutunamayan adamlardan, rockın sertliği de sisteme olan öfkeden gelir. Türkiye de acaip bir ülke olduğundan, bu da ilginç bir sentez oluyor, diyerek bitireyim konuyu.
ekstra bilgi: bu arada arabesk bir süsleme sanatı terimidir. avrupalılar bunu ilk kez arapların eserlerinde gördükleri için arabesk demişlerdir. oysa ilk bulanlar türklerdir.
bizler tarihimizi süper harikulade dehşet müthiş bildiğimzden, her .oku avrupadan almak zorundaymışız gibi, bize ait bu süsleme sanatının adını da onlar gibi ifade ediyoruz. iyi halt ediyoruz.