---------------------------------------------Part 5.---------------------------------------------------------------------------
Tuvalette nöbetçi öğretmen bize yaptığı suç üstünden sonra, numaralarımızı müdür beye verilmek üzere müdür yardımcısı Zeki beye vermişti. Binbir söz ve yalvar yakardan sonra bu olayı müdür beye aktarmaması için kendisini güç bela ikna etmiştik. Zeki bey çocukları çok seven, her zaman onların arkasında olan, çok kaiteli bir eğitimciydi ( eğer yaşıyorsa kulakları çınlasın, öldüyse allah gani gani rahmet eylesin. Kendisini sevgi ve saygıyla anıyorum ).
Odasında bize,
-Aman çocuklar bu aralar müdür beye pek gözükmeyin, çok sinirli. Sizin yatakhanenin üstündeki çalışmalarınızdan etraftan çok rahatsız olmuşlar ve emniyete şikayet etmişler. Hatta orda bayağı bir emniyet mensupları ile tartışmış. Bu yüzden bu yarışmaya katılım işinizi bile iptal edecekti. Akla karayı seçtim onu bu düşüncesinden vaz geçirebilmek için.
-Hocam allah sizden bin kere razı olsun.
-Hocam allah ne muradınız varsa versin.
-Hocam tuttğunuz altın olsun.
-Hocam allah sizi burdan kurtarsın.
-Tamam, tamam, bu kadar da yağcı olmayın.
-Ne yağı hocam ! Biz sizi gerçekten çok seviyoruz... Bütün öğrenciler sizi çok seviyor.
-İyi ki varsınız. Ya sizde olmasaydınız bizi kim kurtarırdı Kuro'nun,.. şey pardon, yani müdür beyin gazabından hocam ?
-Çocuklar, o kelimeyi bir daha duymayayım. Hiç yakışıyormu sizlere böyle konuşma ? Hepiniz pırlanta gibi gençlersiniz, tesüf ederim.... Söyleyin bakalım bana ne isim taktınız !
-O nasıl söz hocam öyle. Size isim takmak kimin haddine düşebilir ? Zaten böyle bir terbiyesizliğe yeltenen anında karşısında bizi bulur hocam.
-Siz bizim Zeki babamızsınız.
Oda da beşimiz hep bir ağızdan,
-Ze-ki ba-ba, Ze-ki ba-ba, Ze-ki ba-ba...............
-Yeter, tamam çocuklar, şimdi indireceksiniz müdür beyi aşağıya. Hadi bakalım artık sınıflarınıza ve lütfen sizden rica ediyorum, artık bir daha böyle bir şey olmasın.
-Siz merak etmeyin hocam.
-Hocam bir emriniz varmı ?
-Sessizce sınıflarınıza gidin başka bir şey istemiyorum....
O gün okuldan çıktıktan sonra hiç birimiz prova odamıza gitmeye cesaret edemedi. Sadece bir ertesi günümüz kalmıştı ve bizim hala daha bir bestemiz yoktu. İşin kötüsü aletler de yatakhanedeydi ve başka bir yerde de çalışma yapabilecek hiç bir olanak yoktu. Beşimiz okulun çıkış kapısı önünde toplanmıştık.
Söze Bülent başladı,
-Beyler nağapcaz ya ?
-Valla benim beynim durdu hiç bir fikrim yok.
-Vaz geçelim anasını satayım biz de bu işten, Kuro da görsün o zaman gününü. Nahh yapar o vakit okulun reklamını.
-Ya kesin şu saçmalamayı be bilader. Yüzdük, yüzdük kuyruğuna kadar geldik. Şimdi pesmi edeceğiz yani ?
-Ağalar, akşam takılalım birimizin evinde. Hem kafaları çekeriz, hemde konuşuruz ne bok yicez diye. Tamammı ?
Kemal,
-Akşam bizim ev müsait bizde takılalım. Dün akşam peder Phillips marka stereo bir pikap getirdi, hem peace leniriz, hem müzik dinleriz, hemde işleri konuşuruz. Tamammı ?
-Af buyur, nasıl bir pikap getirdi ?
-Stereo, iki tane kabini var.
-İki kabin niye lan hemşerim ? Tek iyi bir kabin yetmiyormu ?
-Bilader bu yeni bir sistem, stereo deniyo. Kabinin birinden gitar sesi geliyo, öbüründen de org. Davul, bass ve şarkıcı ortada.
-Len hani iki kabin vardı ! ? O zaman üç kabinli yani, demi ?
-Hayır be kardeşim, üçüncü kabin yok. Ama üç kabin varmış gibi şarkıcı, davulcu falan ortadan duyuluyo.
-Lan mann-yak, sen bizlen ta.akmı geçiyon ? Üçüncü kabin olmadan ortadan sesler nasıl çıkcak ?
-Ya kardeşim ben sizlere şimdi ne anlatsam boş. Görmeden, dinlemeden zaten anlamanız mümkün değil. Evde bende ilk dinlediğimde aciğip şekilde ters geldim. Hemde pederin Edit Piaff'ıyla.
-Tamam o zaman akşam Kemal'lerde toplanıyoruz. Her kez kendi peace ini alsında gelsin. Varmı itirazı olan ?
-Yoook.
-Hadi bana o zaman eyvallah
-İyi hadi güle güle
-Tamam, görüşürüz akşama.
Ben evde yemekten sonra Kemal'lere gittiğimde Can ile Mustafa ordaydı. Hepsi salonda pickup ın başına toplanmışlardı.
Mustafa daha ben içeri girer girmez,
-Abi ben böyle bir numara görmedim. Tamamen piskopat bi cihaz... Ters gelcen, ters... Kemal, koy len şuraya Uriah Heep in longunu. Dinlesin bakalım nasıl yamulcak.
-E hadi çalın bakalım da dinleyelim.
-Haayır, şimdi olmaz. Mozart'la Bülent de gelsin ondan sonra.
-Ya yapma işte keçilik, koy da şunu dinleyelim.
-Tamam be kardeşim, ne acelen ? Hem peace leri de koyalım önce ondan sonra başlarız. Bülent'le de Mozart şimdi nerdese gelir. Gebermeyin hemen bu kadar aceleden, gece uzun.
Kısa bir süre sonra kapı çalar. Bülent ve Mozart içeri girer.
-Selamın aleyküm lan ağalar.
-Nerde kaldınız, sizi bekliyoruz burda lan kırk saat ? Daha gelmediniz diye bu Kemal manyağı bir türlü çalmıyo bi şey.
-Abi napalım, yatakhanede yoklama vardı. Yoklamayıda Kuro kendi yaptı bu sefer. Bi türlü sıyıramadık.
-Eeeğee
-İsmail'i ( yatakhane görevlisi ve gece bekçisi aynı zamanda da müdür beyin akrabası ) kafaya aldık, o bizi bu gece idare etcek.
-İyi, işallah okumaz ama sizi İsmail aranız bozulduğunda Kuro'ya !
-Hele bi öyle bi şey yapsın, sı.arız onun gagasına.
-Aldınızmı lan peace lerinizi ?
-Aldık.
-Ne aldınız Mozart ?
-Ne alcaz ya, rakı aldık tabi.
-İyi, bu akşam hepimiz rakıcıyız.
-Hangimiz sakilik yapcak ? Hadi Mustafa bu akşam sen yap.
-Tamam bilader yaparız.
-Ya Kemal, koy artık şu pilağı da dinleyelim be bilader.
-İyi tamam, siz peace leri koyun bende plağı koyayım.
-Ama Uriah Heep'i koy onu dinleyelim.
-Tamam iyi onu koyuyoruz işte.
Müzik çalmaya başlar.
Hepimiz büyük bir şok içinde kilitlenip kalmıştık sound a. İnanılmaz netlikte ve kalitede bir ses vardı. Bütün enstrumanlar tek tek seçiliyordu. Her şeyi çok iyi ve çok geniş olarak duyabiliyorduk. Parçanın ortalarında Kemal,
-Hani varmıymış üçüncü kabin ?
-Abi, ben harbir den çok ters geldim ya, bu nasıl bi iş ?
-Hakkatten ya, nasıl oluyo bu ?
Bülent,
-Ulen kocakarılar gibi çeneniz çalışıyo haa, susunda şunu bi dinleyelim.
Can, usulca yanında oturan Mustafa'ya,
-Abi bu işte bi abidik kubidik, ya da bi ali Cengiz oyunu var. Nasıl bi ses bu ya ?
-Bilader harbir den bende anlamadım ne iş ! ! !
Bir yandan müzik dinlerken, bir yandan da rakılarımızı yudumluyorduk. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra,
-Demekki bu herifler esasında böyle çalıyo. Bi de bu adamları konserlerinde dinlesek, heralde hepimizin dibi düşer. Aciğip bi şey.
-Marşalların soundu nasıl ama ? Şimendifer gibi herifler haaa.
-Harbir den ya, biz haybeye burda uğraşıyoruz. bir de yarından sonra beşbin kişiye de rezil olcaz...
-Ulen Kuro, Ulen Kuro. Şu saata bu bize yapılcak işmi ?
-Abi adam bizi düpe düz sattı.
-Ya bari aletler elimizde olsaydı hiç olmazsa icrayla düzenlemeye çalışırdık daha.
-Eğee beste yok !
-Sat anasını bestenin, bizde çıkar aslanlar gibi iki parça çalardık, inerdik. Şovumuzuda fıstıklar gibi patlatırdık.
-Ondan sonra da diskalifiye olurduk, ömür boyuda beklerdik liseden mezun olcaz diye.
-E peki yarından sonra yarışmaya çıkmazsak, sen liseden mezun olabileceni sanıyormusun gerzek ?
-Beyler bir dakka, benim bir fikrim var. Biz oraya çıkmasak, ya da iki parçayla da çıksak, neticede Kuro üstümüzden tramvay gibi geşmicekmi ? Geşcek abi. Eğee, kaybedicemiz ne var ? Olsa olsa, her iki şekilde de skandal olur. Bu da okulun iyi bir reklamı demektir. Reklamın iyisi, kötüsü olurmu ? Düşünün bi kere. Beki böylelikle Kuro'nun gazabından da yırtarız. Hem beşbin kişiye de canavarlar gibi havamızıda atarız, müziğimizide yaparız.....
-Abi herif doru sölüyo lan valla. Harbir den, ne kaybederiz ki ?
-İyi de keşke biraz daha çalışabilsydik. Bende şu ritimleri iyice bi oturtsaydım....
-.......................................
-Tamam lan, peace ler bittikten sonra gidip yatakaneyi basıyoruz, aletleri de alıyoruz ordan. Sonada götürüp Can'ların kazan dairesine atıyoruz. Yarında hiç birimiz okula gitmiyoruz. Hemen acil bi yer bulup öbür gün öğlene kadar çalışıyoruz... Varmısınız anasını satayım, ha varmısınız ?
Hep bir ağızdan,
-Varız....
-Bu gece basıyoruz yatakaneyi. Madem öyle, o zaman da böyle. Dinsizin hakkından imansız gelir...
Bir deli cesaretiyle, kim bilir belki alkolün de etkisiyle, sabaha karşı iki sularında ailelerimizin arabalarını alarak geldik yatakhanenin önüne. Kapıyı açan İsmail'e ellerimizdekileri göstererek, " ya canını, ya da aletlerimizi " deyince İsmail'in birden beti benzi attı ve tamam gelin içeri diyerek kenara çekildi. Bütün öğrenciler uyuyordu. Hep birlikte yanımıza İsmail'i de alarak çıktık en üst kata. Mümkün olduğunca fazla ses çıkarmadan üç arabaya bütün aletleri yükledik. Ordan da doğru Can'ların kazan dairesine.
Artık ok yaydan çıkmış ve geri sayım başlamaıştı...
Devam edecek.