-
Ben de onu bekliyorum hala :)
-
ehehehe :D süper gidiyor
-
Hey ,devamını getirin be :)
Bahadır Akkuzu'ydu sanırım, yüxexes'te yazıyodu bu tür yazıları bi ara , o aklıma geldi hemen :)
-
harbi süper hani Part 5 ?
-
Ya 5 i kopyalıcam ama çok dejenere düzeltmeye 1 saat uğraşmak lazım.
bu arada yapıştırıyorum ama hikayenin bir cümlesini bile okumadım:D arada sakat birşeyler yoktur umarım.
-
Aa olmadı ama forum müdürlerinin üşendiğini bilmiyordum (:
-
Hiç sakat bir şey yok merak etme :D
-
---------------------------------------------Part 5.---------------------------------------------------------------------------
Tuvalette nöbetçi öğretmen bize yaptığı suç üstünden sonra, numaralarımızı müdür beye verilmek üzere müdür yardımcısı Zeki beye vermişti. Binbir söz ve yalvar yakardan sonra bu olayı müdür beye aktarmaması için kendisini güç bela ikna etmiştik. Zeki bey çocukları çok seven, her zaman onların arkasında olan, çok kaiteli bir eğitimciydi ( eğer yaşıyorsa kulakları çınlasın, öldüyse allah gani gani rahmet eylesin. Kendisini sevgi ve saygıyla anıyorum ).
Odasında bize,
-Aman çocuklar bu aralar müdür beye pek gözükmeyin, çok sinirli. Sizin yatakhanenin üstündeki çalışmalarınızdan etraftan çok rahatsız olmuşlar ve emniyete şikayet etmişler. Hatta orda bayağı bir emniyet mensupları ile tartışmış. Bu yüzden bu yarışmaya katılım işinizi bile iptal edecekti. Akla karayı seçtim onu bu düşüncesinden vaz geçirebilmek için.
-Hocam allah sizden bin kere razı olsun.
-Hocam allah ne muradınız varsa versin.
-Hocam tuttğunuz altın olsun.
-Hocam allah sizi burdan kurtarsın.
-Tamam, tamam, bu kadar da yağcı olmayın.
-Ne yağı hocam ! Biz sizi gerçekten çok seviyoruz... Bütün öğrenciler sizi çok seviyor.
-İyi ki varsınız. Ya sizde olmasaydınız bizi kim kurtarırdı Kuro'nun,.. şey pardon, yani müdür beyin gazabından hocam ?
-Çocuklar, o kelimeyi bir daha duymayayım. Hiç yakışıyormu sizlere böyle konuşma ? Hepiniz pırlanta gibi gençlersiniz, tesüf ederim.... Söyleyin bakalım bana ne isim taktınız !
-O nasıl söz hocam öyle. Size isim takmak kimin haddine düşebilir ? Zaten böyle bir terbiyesizliğe yeltenen anında karşısında bizi bulur hocam.
-Siz bizim Zeki babamızsınız.
Oda da beşimiz hep bir ağızdan,
-Ze-ki ba-ba, Ze-ki ba-ba, Ze-ki ba-ba...............
-Yeter, tamam çocuklar, şimdi indireceksiniz müdür beyi aşağıya. Hadi bakalım artık sınıflarınıza ve lütfen sizden rica ediyorum, artık bir daha böyle bir şey olmasın.
-Siz merak etmeyin hocam.
-Hocam bir emriniz varmı ?
-Sessizce sınıflarınıza gidin başka bir şey istemiyorum....
O gün okuldan çıktıktan sonra hiç birimiz prova odamıza gitmeye cesaret edemedi. Sadece bir ertesi günümüz kalmıştı ve bizim hala daha bir bestemiz yoktu. İşin kötüsü aletler de yatakhanedeydi ve başka bir yerde de çalışma yapabilecek hiç bir olanak yoktu. Beşimiz okulun çıkış kapısı önünde toplanmıştık.
Söze Bülent başladı,
-Beyler nağapcaz ya ?
-Valla benim beynim durdu hiç bir fikrim yok.
-Vaz geçelim anasını satayım biz de bu işten, Kuro da görsün o zaman gününü. Nahh yapar o vakit okulun reklamını.
-Ya kesin şu saçmalamayı be bilader. Yüzdük, yüzdük kuyruğuna kadar geldik. Şimdi pesmi edeceğiz yani ?
-Ağalar, akşam takılalım birimizin evinde. Hem kafaları çekeriz, hemde konuşuruz ne bok yicez diye. Tamammı ?
Kemal,
-Akşam bizim ev müsait bizde takılalım. Dün akşam peder Phillips marka stereo bir pikap getirdi, hem peace leniriz, hem müzik dinleriz, hemde işleri konuşuruz. Tamammı ?
-Af buyur, nasıl bir pikap getirdi ?
-Stereo, iki tane kabini var.
-İki kabin niye lan hemşerim ? Tek iyi bir kabin yetmiyormu ?
-Bilader bu yeni bir sistem, stereo deniyo. Kabinin birinden gitar sesi geliyo, öbüründen de org. Davul, bass ve şarkıcı ortada.
-Len hani iki kabin vardı ! ? O zaman üç kabinli yani, demi ?
-Hayır be kardeşim, üçüncü kabin yok. Ama üç kabin varmış gibi şarkıcı, davulcu falan ortadan duyuluyo.
-Lan mann-yak, sen bizlen ta.akmı geçiyon ? Üçüncü kabin olmadan ortadan sesler nasıl çıkcak ?
-Ya kardeşim ben sizlere şimdi ne anlatsam boş. Görmeden, dinlemeden zaten anlamanız mümkün değil. Evde bende ilk dinlediğimde aciğip şekilde ters geldim. Hemde pederin Edit Piaff'ıyla.
-Tamam o zaman akşam Kemal'lerde toplanıyoruz. Her kez kendi peace ini alsında gelsin. Varmı itirazı olan ?
-Yoook.
-Hadi bana o zaman eyvallah
-İyi hadi güle güle
-Tamam, görüşürüz akşama.
Ben evde yemekten sonra Kemal'lere gittiğimde Can ile Mustafa ordaydı. Hepsi salonda pickup ın başına toplanmışlardı.
Mustafa daha ben içeri girer girmez,
-Abi ben böyle bir numara görmedim. Tamamen piskopat bi cihaz... Ters gelcen, ters... Kemal, koy len şuraya Uriah Heep in longunu. Dinlesin bakalım nasıl yamulcak.
-E hadi çalın bakalım da dinleyelim.
-Haayır, şimdi olmaz. Mozart'la Bülent de gelsin ondan sonra.
-Ya yapma işte keçilik, koy da şunu dinleyelim.
-Tamam be kardeşim, ne acelen ? Hem peace leri de koyalım önce ondan sonra başlarız. Bülent'le de Mozart şimdi nerdese gelir. Gebermeyin hemen bu kadar aceleden, gece uzun.
Kısa bir süre sonra kapı çalar. Bülent ve Mozart içeri girer.
-Selamın aleyküm lan ağalar.
-Nerde kaldınız, sizi bekliyoruz burda lan kırk saat ? Daha gelmediniz diye bu Kemal manyağı bir türlü çalmıyo bi şey.
-Abi napalım, yatakhanede yoklama vardı. Yoklamayıda Kuro kendi yaptı bu sefer. Bi türlü sıyıramadık.
-Eeeğee
-İsmail'i ( yatakhane görevlisi ve gece bekçisi aynı zamanda da müdür beyin akrabası ) kafaya aldık, o bizi bu gece idare etcek.
-İyi, işallah okumaz ama sizi İsmail aranız bozulduğunda Kuro'ya !
-Hele bi öyle bi şey yapsın, sı.arız onun gagasına.
-Aldınızmı lan peace lerinizi ?
-Aldık.
-Ne aldınız Mozart ?
-Ne alcaz ya, rakı aldık tabi.
-İyi, bu akşam hepimiz rakıcıyız.
-Hangimiz sakilik yapcak ? Hadi Mustafa bu akşam sen yap.
-Tamam bilader yaparız.
-Ya Kemal, koy artık şu pilağı da dinleyelim be bilader.
-İyi tamam, siz peace leri koyun bende plağı koyayım.
-Ama Uriah Heep'i koy onu dinleyelim.
-Tamam iyi onu koyuyoruz işte.
Müzik çalmaya başlar.
Hepimiz büyük bir şok içinde kilitlenip kalmıştık sound a. İnanılmaz netlikte ve kalitede bir ses vardı. Bütün enstrumanlar tek tek seçiliyordu. Her şeyi çok iyi ve çok geniş olarak duyabiliyorduk. Parçanın ortalarında Kemal,
-Hani varmıymış üçüncü kabin ?
-Abi, ben harbir den çok ters geldim ya, bu nasıl bi iş ?
-Hakkatten ya, nasıl oluyo bu ?
Bülent,
-Ulen kocakarılar gibi çeneniz çalışıyo haa, susunda şunu bi dinleyelim.
Can, usulca yanında oturan Mustafa'ya,
-Abi bu işte bi abidik kubidik, ya da bi ali Cengiz oyunu var. Nasıl bi ses bu ya ?
-Bilader harbir den bende anlamadım ne iş ! ! !
Bir yandan müzik dinlerken, bir yandan da rakılarımızı yudumluyorduk. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra,
-Demekki bu herifler esasında böyle çalıyo. Bi de bu adamları konserlerinde dinlesek, heralde hepimizin dibi düşer. Aciğip bi şey.
-Marşalların soundu nasıl ama ? Şimendifer gibi herifler haaa.
-Harbir den ya, biz haybeye burda uğraşıyoruz. bir de yarından sonra beşbin kişiye de rezil olcaz...
-Ulen Kuro, Ulen Kuro. Şu saata bu bize yapılcak işmi ?
-Abi adam bizi düpe düz sattı.
-Ya bari aletler elimizde olsaydı hiç olmazsa icrayla düzenlemeye çalışırdık daha.
-Eğee beste yok !
-Sat anasını bestenin, bizde çıkar aslanlar gibi iki parça çalardık, inerdik. Şovumuzuda fıstıklar gibi patlatırdık.
-Ondan sonra da diskalifiye olurduk, ömür boyuda beklerdik liseden mezun olcaz diye.
-E peki yarından sonra yarışmaya çıkmazsak, sen liseden mezun olabileceni sanıyormusun gerzek ?
-Beyler bir dakka, benim bir fikrim var. Biz oraya çıkmasak, ya da iki parçayla da çıksak, neticede Kuro üstümüzden tramvay gibi geşmicekmi ? Geşcek abi. Eğee, kaybedicemiz ne var ? Olsa olsa, her iki şekilde de skandal olur. Bu da okulun iyi bir reklamı demektir. Reklamın iyisi, kötüsü olurmu ? Düşünün bi kere. Beki böylelikle Kuro'nun gazabından da yırtarız. Hem beşbin kişiye de canavarlar gibi havamızıda atarız, müziğimizide yaparız.....
-Abi herif doru sölüyo lan valla. Harbir den, ne kaybederiz ki ?
-İyi de keşke biraz daha çalışabilsydik. Bende şu ritimleri iyice bi oturtsaydım....
-.......................................
-Tamam lan, peace ler bittikten sonra gidip yatakaneyi basıyoruz, aletleri de alıyoruz ordan. Sonada götürüp Can'ların kazan dairesine atıyoruz. Yarında hiç birimiz okula gitmiyoruz. Hemen acil bi yer bulup öbür gün öğlene kadar çalışıyoruz... Varmısınız anasını satayım, ha varmısınız ?
Hep bir ağızdan,
-Varız....
-Bu gece basıyoruz yatakaneyi. Madem öyle, o zaman da böyle. Dinsizin hakkından imansız gelir...
Bir deli cesaretiyle, kim bilir belki alkolün de etkisiyle, sabaha karşı iki sularında ailelerimizin arabalarını alarak geldik yatakhanenin önüne. Kapıyı açan İsmail'e ellerimizdekileri göstererek, " ya canını, ya da aletlerimizi " deyince İsmail'in birden beti benzi attı ve tamam gelin içeri diyerek kenara çekildi. Bütün öğrenciler uyuyordu. Hep birlikte yanımıza İsmail'i de alarak çıktık en üst kata. Mümkün olduğunca fazla ses çıkarmadan üç arabaya bütün aletleri yükledik. Ordan da doğru Can'ların kazan dairesine.
Artık ok yaydan çıkmış ve geri sayım başlamaıştı...
Devam edecek.
-
merakla devamını bekliyoruz :)
-
-------------------------------( Part 6.)------------------------------------
Bütün aletleri kazan dairesine bıraktıktan sonra sahildeki Grup kahvesine gelmiştik. Saat sabah beş gibiydi. Bir kaç sevgili çiftten başka kimseler yoktu. Yorgunluk ve uykusuzluktan bitmiş bir halde sandalyelerin üstüne yığılmıştık. Hiç birimizin ağzını bıçak açmıyordu. Büyük bir harpten çıkmış yorgun savaşçılar gibiydik. Her kezin gözü bir noktaya kilitlenmiş, hiç kımıldamadan öylece oturuyorduk. Adeta konuşmadan birbirimize birşeyler anlatıyorduk, " eyvah biz neler yaptık " der gibi.
Ağır bir eda ile şafak sökmeye başlamıştı.
Aniden, " Doğan Güneşin Evi " ndeki sessizlik bir hıçkırık sesi ile bozuldu. Ardından diğerleri de katıldı bu duygu seline.
Ağlıyordu altı genç adam haykırırcasına tan vakti sessizliğinde... Kim bilir, akan gözyaşları belkide isyanlarının başka bir şekliydi. Belki de çaresizliğin siyah beyaz bir resmiydi. Yanıbaşlarında ki deniz, bütün suskunluğuyla dinliyordu onları ve patlayan duygularını. Şahitti o bu başkaldırıya, tıpkı kendisinin fırtınaya isyanında olduğu gibi.
Uzun süren bir sessizlikten sonra yaşam yeni bir güne yine merhaba derken,
-Arkadaşlar, okula gidip Kuro ile konuşmalıyız. Dün geceki olaydan sonra belki bizi polise de şikayet etmiştir.
-Evet, bencede gidip konuşalım başımıza daha büyük işler almadan.
Hep birlikte yürüyerek okulun yolunu tuttuk. Geldiğimizde daha ders zili çalmamış, her kez yeni geliyordu.
Biz de okul kapısının önünde müdür beyin gelmesini bekliyorduk. Tabi bizim onu beklediğimizi göremeyeceği bir yerde.
Bülent,
-Beyler, benim moralim çok feci bozuk. Bu herif odasında üzerimize yürücek olursa ben bu i.neye kaynıcam, haberiniz olsun.
-Saçmalama lan mann-yak, zaten başımız belada bi de senin bokunla uraşmayalım orda. Herif istese bizi içeri attırır geri zekalı. Sen dün gece bizim ne bok yedimizi hatırlamıyon galiba kafanın kıyaklığından.
-Evet beyler, hepimiz sakin bir şekilde konuşcaz. Bülent sen sakın ağzını açayım deme, tamammı kardeşim ?
-İyi tamam ben hiç konuşmam.
Yarım saatlik stres ve heyecan dolu bekleyişten sonra müdür bey gelmiş ve yukarı çıkmıştı. Bizde on dakika kadar sonra odasına gittik. Kapısının önünde hepimizin eli ayağı titriyordu. Aslında hiç birimizin içeri girmeye cesareti yoktu ama başka yapılacak bir şey de yoktu. Son derece gergin bir vaziyette,
Tak, tak, tak....
-Gir
-Günaydın hocam.
-.....................
-Hocam biz sizinle konuşmaya geldik.
-Dün gece karıştırdığınız haltlarımı anlatacaksınız bana ?
-Evet hocam..
-Güruh herifler, sizde hiç utanma yokmu ?
-Biz güruh muruh değiliz hocam, o güruh her ne demekse.... Yeter artık... Bize bir pislikmişiz gibi davranmaktan vaz geçin. Utanması gereken biri varsa o da sizsiniz. Bizimle ya doğru dürüst adam gibi konuşursunuz, ya da ................
-Ya da ne , ne yaparsınız ? Yoksa İsmail'e yaptıklarınızı banadamı yaparsınız ?
-Biz hepimiz sizinle buraya konuşmaya geldik, bir şey yapmaya değil. Yarın yarışma var, bütün okullar harıl harıl çalışırken biz sizden korkumuzdan kendi aletlerimizi alıp prova bile yapamadık. Ama artık sizden korkmuyoruz hocam. Siz istesenizde istemesenizde biz yarın o yarışmaya çıkacağız. Buna da siz dahil kimse engel olamayacak, çünki biz müziği çok seviyoruz. Çünki biz bu işe çok emek verdik ve bu yola baş koyduk hocam.....
-Evet hocam aynen öyle.
-Aklınızdan bile geçirmeyin bize engel olmayı hocam. Sizin bu ticaretanenizin iyi de reklamını yapcaz, daha ne istiyo nuz ?
-...................
-Demek bu kadar kararlısınız, demek her şeyi göze aldınız! Öylemi ?
Hep bie ağızdan,
-Evet.
-Doğrusunu isterseniz beni çok şaşırttınız. Bir de derslerinizde bu kadar kararlı ve istekli olsanız ne iyi olurdu.
-O da olur.
-Siz bize yardım edin, bizde derslerde başarılı olacağımıza size söz verelim.
-............................
-Peki benden nasıl bir yardım bekliyorsunuz ?
-Daha bestemizi yapamadık. Bugün ve yarın öğleye kadar bize çalışma yapabileceğimiz bir yer temin edin.
-............................
-Pekala. Çıkın biraz dışarı, kapının önünde bekleyin ben sizi tekrar çağırana kadar.
Dışarda beklerken,
-Abi Kuro'ya noğoldu lan öyle.
-Duyduklarımız dorumuydu çocuklar, yoksa ben rüyamı görü yom? Mozart, cimciklesene bi kolumu.
-Bilader, biz çok daha önceden Kuro'yla bu şekilde konuşsaydık şimdi her şey daha farklı olurdu.
-Evet ya, adam bütün okulu böyle sindirdi. Bizde keriz gibi ne biçim tırsaki olduk.
Birden kapı açıldı,
-Gelin içeri.
-...................
-Aletleriniz nerde şu anda ?
-Bizm apartmanın kazan dairesinde hocam.
-Ben şimdi Ege Yat ın müdürü ile görüştüm. Bugün ve yarın onların büyük salonunda son çalışmalarınızı yapacaksınız. Sakın orda beni ve okulunuzu küçük düşürecek bir davranışınız olmasın.... Lütfen.
-Siz hiç merak etmeyin hocam.
-Yarın sabahtan Şekür bey de çalışmanızda yanınızda olacak... Şimdi aşağıya gidin. Okulun şöförü sizi bekliyor. Hep beraber gidin ve aletlerinizi Ege Yat'a götürün.
-Sağolun hocam.
-Teşekkür ederiz.
-Yüzünüzü kara çıkarmıcaz hocam.
-Tamam hadi. Gidin şimdi.....
Dışarı çıktığımızda seviçten havalara uçuyorduk. Merdivenleri üçer beşer inerek okulun arabasına bindik. Yolda Bostanlı'ya giderken,
-Ya beyler, biz bu Kuro'yu biraz yanlışmı tanıdık ne ?
-Harbiden ha, kaç yıldır bu okuldayım onu hiç böyle görmemiştim, iyimi ?
-Ben en çok manyak Bülent'den tırstım, şimdi kalkar yine salakça bir şey yapar diye.
-Abi, adam belki bize böyle davranmak zorunda, ama esasında öyle değildir. O da Zeki baba gibi olsaydı okul Dingo'nun ahırına dönerdi o zaman.
-Tabi ya, bizim gibi bu kadar azılı heriflerle uğraşmak kolaymı ?
-Siz ne derseniz deyin, ben o herife kılm bilader.
-İyi sen öyle ol da fazlada ön yargılı olmayalım istersen ha !
-Ulan acaba Kuro bizi gece Zargo'lara gambazladımı ? Hiç bi şey de demedi.
-Sanmam abi, öyle olsaydı polisler gelirdi.
-Len keriz, dün eve gittikmiki gelip gelmediklerini biliyon ?
-Ulan Allahın zurnası, öyle olsaydı zargolar okula gelmezmiydi ?
-O da doru !
Şöför Necati abi,
-Çocuklar dün gece yatakhaneyi basmışınız ha ?
-Sen nerden duydun Necati abi ?
-Yemekhanenin aşcısı Hatcanım söyledi. Helal olsun çocuklar size. O keçi İsmail korkusundan donuna sı.mış.
-Gıcıkmısın İsmail'e Necati abi ?
-He valla, hemde nasıl.
-Ağalar, bence dün gece hepimiz direkten döndük valla. Bi de bugün Kuro'nun iyi tarafınamı denk geldik nedir ?
Necati abi,
-Çocuklar, karışmak gibi olmasın ama Abdurrahman beyi bence çok yanlış tanıyorsunuz. Bu işe başladığımda ben de önceleri sizin gibi düşünüyordum. Onu hiç tanımıyorsunuz. Daha doğrusu sadece yüzündeki maskeyi tanıyorsunuz. Esasında çok kıyak bir adamdır. Onu gerçekten tanıyıpta hiç sevmiyorum diyene hiç rastlamadım...
-Hadi bakalım, şimdi de burdan buyrun ! ! !
Aletleri Can'lardan alıp Ege Yat'a gelmiştik. Denizin içinde küçük bir ada gibi harika bir mekan. Daha önceden hiç birimiz içini görmemiştik, Bülent ve Mozart haricinde hepimiz Karşıyaka'lı olmamıza rağmen. Burası o tarihlerde yanılmıyorsam Karşıyaka spor kulübüne aitti ve yelkencilik faliyetleri sürdürülüyordu. İçerdeki büyük salona bütün aletleri kurduk. Daha sonra da oranın müdürü geldi ve bize yarın akşama kadar dilediğimiz şekilde orda çalışabileceğimizi söyledi. Tam giderken de, bizi bu kadar çok seven bir müdürümüz olduğu için çok şanslı çocuklar olduğumuzu söyledi. Tabi biz bunu duyunca nerdeyse şok olmuştuk...
O gün akşam dokuza kadar sürekli iki parçamızı çalışmıştık. Hepimiz çok yorgun olduğumuzdan daha fazla sürdüremedik. Ertesi gün sabah sekizde orda buluşmak üzere hepimiz evlerimize dağıldık.
Ben akşam eve geldiğimde annemden ve rahmetli babamdan bir sürü azar işittim, dün gece neden eve gelmedim diye. Bende sabahlara kadar çalışma yaptık diye yalan söylemek zorunda kaldım. Babam, bu uğraşmalarımızın boş olduğunu, yaptığımız müziğin müzik olmadığını ve yarışmada da asla kazanabilme şansımızın olmadığını söyledi. Nur içinde yatsın, rahmetli babacığım her türlü nefesli sazı çalardı ve çok iyi partisyon okurdu. Bende ona, " istersen sonradan pişman olabileceğin şeyleri söyleme " diyerek çok büyük bir küstahlık yapmıştım. O gün babama sarfettiğim bu cümle yıllarca beni yiyip bitirdi. Daha hala, bugün bile kendime lanet ederim o sözlerimden dolayı. İnşallah beni affetmiştir babam...
Sabah evde hemen alelacele kahvaltı yaptıktan sonra, bu gün bile bilmiyorum neden, Aşık Veysel'in şiir kitabını alarak çıktım. Yolda giderken kafama bir ezgi takıldı. Unutmamak için sürekli içimden tekrar ediyordum. Nasıl oldu bilmiyorum, birden kafamda ritimler, bass, gitar, klavye, hepsi oluştu. Hatta intro bile kafamda canlandı. Yol boyunca aralıksız aklımdakileri tekrar ediyordum. Geldiğimde ekip tam kadro ordaydı. İçeri girer girmez hemen elime gitarı alarak kafamdaki şan ezgisini armonize etmeye başladım. Bir yandanda melodinin notalarını yazıyordum. Mozart yanıma gelerek,
-Ne o bilader ne iş ?
-Abi bir dakika şunu bir tamamlayayım.
-......................
Sonra la, la, lar la melodiyi söyleyerek kendime gitarla eşlik etmeye başladım.
-Ana, kimin lan bu parça.
-Kimsenin, daha doğrusu benim, yolda gelirken aklıma geldi. Hayatımda yaptığım ilk beste oluyor kendileri.
-E tamam işte, besteyi yapmışsın len sen ! ! !
-Nasıl beğendinizmi çocuklar ?
-İyi hoş süper de, biz ne çalcaz hemşerim ?
-Acele etmeyin, hepinizin çalcakları kafamda, hepinize tek tek göstereceğim.
Önce Can'a ritimleri gösterdim. Sonra Mozart'la akorlar üzerinde biraz oynadık. Arkasından da Mustafa'ya biraz bass ları anlattım. Ondan sonra da başladık parçayı çalmaya.....
Çok iyi tınlıyordu, sanki önceden defalarca çalmışız gibiydi. İntroyu da yaptıktan sonra Bülent,
-E bilader ben ne söylicem ?
Aklıma birden birlikte getirdiğim Aşık Veysel'in şiir kitabı geldi. İçini ilk defa şöyle bir karıştırırken " Çok yalvardım, çok yakardım " diye bir şiiri dikkatimi çekti. Baktım, hece düzeni benim melodiye çok uyuyor.
Hemen bir kenara çekilerek Bülent ile başladık sözleri ezgiye otutmaya. Bülent olayı hemen kapmıştı. Sonra üç beş kere hep birlikte denedik. Hiç de fena olmuyordu. İnanılmaz bir şekilde gaza gelmiş ve parçayı defalarca tekrar ediyorduk. Saat oniki gibi Şekür bey geldi.
Önce ona besteyi dinlettik, sonrada diğer iki parçayı çaldık.
Bittikten sonra Şekür bey,
-Valla çocuklar, son iki parçanızdan pek tatmin olmadım ama, ilki fena değildi. Bestenizmiydi o ?
-Evet hocam.
-Güzel, hanginiz yaptı ?
-Yavuz yapmış bugün yolda buraya gelirken hocam.
-Aferin, fena olmamış... Parçalarınızı bir kaç kez daha dinlemek isterdim ama zamanımız daralıyor. Saat iki de Atatürk spor salonunda olmamız gerekiyor. Yavaş yavaş toplansanız iyi olur. Daha kıyafetlerinizi değiştireceksiniz. Müdür bey hepinizin gri okul pantolonlarını ve beyaz gömleklerinizi giymenizi istiyor. Ona göre.
-Hocam sizdemi gelceniz bizimle ?
-Evet bende geleceğim sizlerle. Hem akşamada size bir sürprizim var. Hadi bakalım, şimdi her kez evine gidip giyinip gelsin. Saat tam birde burda buluşacağız. Tamammı çocuklar ?
Hep bir ağızdan,
-Tamam hocam.
-Saat tam birde burdayız.
-Oraya nası gitcez hocam ?
-Okulun arabasıyla. Hadi sallanmayın, gidin artık. Ben sizi burda bekliyorum.
Hep birden giyinmek için evlerimize dağıldık...
Devam edecek.