-------------------------------( Part 6.)------------------------------------
Bütün aletleri kazan dairesine bıraktıktan sonra sahildeki Grup kahvesine gelmiştik. Saat sabah beş gibiydi. Bir kaç sevgili çiftten başka kimseler yoktu. Yorgunluk ve uykusuzluktan bitmiş bir halde sandalyelerin üstüne yığılmıştık. Hiç birimizin ağzını bıçak açmıyordu. Büyük bir harpten çıkmış yorgun savaşçılar gibiydik. Her kezin gözü bir noktaya kilitlenmiş, hiç kımıldamadan öylece oturuyorduk. Adeta konuşmadan birbirimize birşeyler anlatıyorduk, " eyvah biz neler yaptık " der gibi.
Ağır bir eda ile şafak sökmeye başlamıştı.
Aniden, " Doğan Güneşin Evi " ndeki sessizlik bir hıçkırık sesi ile bozuldu. Ardından diğerleri de katıldı bu duygu seline.
Ağlıyordu altı genç adam haykırırcasına tan vakti sessizliğinde... Kim bilir, akan gözyaşları belkide isyanlarının başka bir şekliydi. Belki de çaresizliğin siyah beyaz bir resmiydi. Yanıbaşlarında ki deniz, bütün suskunluğuyla dinliyordu onları ve patlayan duygularını. Şahitti o bu başkaldırıya, tıpkı kendisinin fırtınaya isyanında olduğu gibi.
Uzun süren bir sessizlikten sonra yaşam yeni bir güne yine merhaba derken,
-Arkadaşlar, okula gidip Kuro ile konuşmalıyız. Dün geceki olaydan sonra belki bizi polise de şikayet etmiştir.
-Evet, bencede gidip konuşalım başımıza daha büyük işler almadan.
Hep birlikte yürüyerek okulun yolunu tuttuk. Geldiğimizde daha ders zili çalmamış, her kez yeni geliyordu.
Biz de okul kapısının önünde müdür beyin gelmesini bekliyorduk. Tabi bizim onu beklediğimizi göremeyeceği bir yerde.
Bülent,
-Beyler, benim moralim çok feci bozuk. Bu herif odasında üzerimize yürücek olursa ben bu i.neye kaynıcam, haberiniz olsun.
-Saçmalama lan mann-yak, zaten başımız belada bi de senin bokunla uraşmayalım orda. Herif istese bizi içeri attırır geri zekalı. Sen dün gece bizim ne bok yedimizi hatırlamıyon galiba kafanın kıyaklığından.
-Evet beyler, hepimiz sakin bir şekilde konuşcaz. Bülent sen sakın ağzını açayım deme, tamammı kardeşim ?
-İyi tamam ben hiç konuşmam.
Yarım saatlik stres ve heyecan dolu bekleyişten sonra müdür bey gelmiş ve yukarı çıkmıştı. Bizde on dakika kadar sonra odasına gittik. Kapısının önünde hepimizin eli ayağı titriyordu. Aslında hiç birimizin içeri girmeye cesareti yoktu ama başka yapılacak bir şey de yoktu. Son derece gergin bir vaziyette,
Tak, tak, tak....
-Gir
-Günaydın hocam.
-.....................
-Hocam biz sizinle konuşmaya geldik.
-Dün gece karıştırdığınız haltlarımı anlatacaksınız bana ?
-Evet hocam..
-Güruh herifler, sizde hiç utanma yokmu ?
-Biz güruh muruh değiliz hocam, o güruh her ne demekse.... Yeter artık... Bize bir pislikmişiz gibi davranmaktan vaz geçin. Utanması gereken biri varsa o da sizsiniz. Bizimle ya doğru dürüst adam gibi konuşursunuz, ya da ................
-Ya da ne , ne yaparsınız ? Yoksa İsmail'e yaptıklarınızı banadamı yaparsınız ?
-Biz hepimiz sizinle buraya konuşmaya geldik, bir şey yapmaya değil. Yarın yarışma var, bütün okullar harıl harıl çalışırken biz sizden korkumuzdan kendi aletlerimizi alıp prova bile yapamadık. Ama artık sizden korkmuyoruz hocam. Siz istesenizde istemesenizde biz yarın o yarışmaya çıkacağız. Buna da siz dahil kimse engel olamayacak, çünki biz müziği çok seviyoruz. Çünki biz bu işe çok emek verdik ve bu yola baş koyduk hocam.....
-Evet hocam aynen öyle.
-Aklınızdan bile geçirmeyin bize engel olmayı hocam. Sizin bu ticaretanenizin iyi de reklamını yapcaz, daha ne istiyo nuz ?
-...................
-Demek bu kadar kararlısınız, demek her şeyi göze aldınız! Öylemi ?
Hep bie ağızdan,
-Evet.
-Doğrusunu isterseniz beni çok şaşırttınız. Bir de derslerinizde bu kadar kararlı ve istekli olsanız ne iyi olurdu.
-O da olur.
-Siz bize yardım edin, bizde derslerde başarılı olacağımıza size söz verelim.
-............................
-Peki benden nasıl bir yardım bekliyorsunuz ?
-Daha bestemizi yapamadık. Bugün ve yarın öğleye kadar bize çalışma yapabileceğimiz bir yer temin edin.
-............................
-Pekala. Çıkın biraz dışarı, kapının önünde bekleyin ben sizi tekrar çağırana kadar.
Dışarda beklerken,
-Abi Kuro'ya noğoldu lan öyle.
-Duyduklarımız dorumuydu çocuklar, yoksa ben rüyamı görü yom? Mozart, cimciklesene bi kolumu.
-Bilader, biz çok daha önceden Kuro'yla bu şekilde konuşsaydık şimdi her şey daha farklı olurdu.
-Evet ya, adam bütün okulu böyle sindirdi. Bizde keriz gibi ne biçim tırsaki olduk.
Birden kapı açıldı,
-Gelin içeri.
-...................
-Aletleriniz nerde şu anda ?
-Bizm apartmanın kazan dairesinde hocam.
-Ben şimdi Ege Yat ın müdürü ile görüştüm. Bugün ve yarın onların büyük salonunda son çalışmalarınızı yapacaksınız. Sakın orda beni ve okulunuzu küçük düşürecek bir davranışınız olmasın.... Lütfen.
-Siz hiç merak etmeyin hocam.
-Yarın sabahtan Şekür bey de çalışmanızda yanınızda olacak... Şimdi aşağıya gidin. Okulun şöförü sizi bekliyor. Hep beraber gidin ve aletlerinizi Ege Yat'a götürün.
-Sağolun hocam.
-Teşekkür ederiz.
-Yüzünüzü kara çıkarmıcaz hocam.
-Tamam hadi. Gidin şimdi.....
Dışarı çıktığımızda seviçten havalara uçuyorduk. Merdivenleri üçer beşer inerek okulun arabasına bindik. Yolda Bostanlı'ya giderken,
-Ya beyler, biz bu Kuro'yu biraz yanlışmı tanıdık ne ?
-Harbiden ha, kaç yıldır bu okuldayım onu hiç böyle görmemiştim, iyimi ?
-Ben en çok manyak Bülent'den tırstım, şimdi kalkar yine salakça bir şey yapar diye.
-Abi, adam belki bize böyle davranmak zorunda, ama esasında öyle değildir. O da Zeki baba gibi olsaydı okul Dingo'nun ahırına dönerdi o zaman.
-Tabi ya, bizim gibi bu kadar azılı heriflerle uğraşmak kolaymı ?
-Siz ne derseniz deyin, ben o herife kılm bilader.
-İyi sen öyle ol da fazlada ön yargılı olmayalım istersen ha !
-Ulan acaba Kuro bizi gece Zargo'lara gambazladımı ? Hiç bi şey de demedi.
-Sanmam abi, öyle olsaydı polisler gelirdi.
-Len keriz, dün eve gittikmiki gelip gelmediklerini biliyon ?
-Ulan Allahın zurnası, öyle olsaydı zargolar okula gelmezmiydi ?
-O da doru !
Şöför Necati abi,
-Çocuklar dün gece yatakhaneyi basmışınız ha ?
-Sen nerden duydun Necati abi ?
-Yemekhanenin aşcısı Hatcanım söyledi. Helal olsun çocuklar size. O keçi İsmail korkusundan donuna sı.mış.
-Gıcıkmısın İsmail'e Necati abi ?
-He valla, hemde nasıl.
-Ağalar, bence dün gece hepimiz direkten döndük valla. Bi de bugün Kuro'nun iyi tarafınamı denk geldik nedir ?
Necati abi,
-Çocuklar, karışmak gibi olmasın ama Abdurrahman beyi bence çok yanlış tanıyorsunuz. Bu işe başladığımda ben de önceleri sizin gibi düşünüyordum. Onu hiç tanımıyorsunuz. Daha doğrusu sadece yüzündeki maskeyi tanıyorsunuz. Esasında çok kıyak bir adamdır. Onu gerçekten tanıyıpta hiç sevmiyorum diyene hiç rastlamadım...
-Hadi bakalım, şimdi de burdan buyrun ! ! !
Aletleri Can'lardan alıp Ege Yat'a gelmiştik. Denizin içinde küçük bir ada gibi harika bir mekan. Daha önceden hiç birimiz içini görmemiştik, Bülent ve Mozart haricinde hepimiz Karşıyaka'lı olmamıza rağmen. Burası o tarihlerde yanılmıyorsam Karşıyaka spor kulübüne aitti ve yelkencilik faliyetleri sürdürülüyordu. İçerdeki büyük salona bütün aletleri kurduk. Daha sonra da oranın müdürü geldi ve bize yarın akşama kadar dilediğimiz şekilde orda çalışabileceğimizi söyledi. Tam giderken de, bizi bu kadar çok seven bir müdürümüz olduğu için çok şanslı çocuklar olduğumuzu söyledi. Tabi biz bunu duyunca nerdeyse şok olmuştuk...
O gün akşam dokuza kadar sürekli iki parçamızı çalışmıştık. Hepimiz çok yorgun olduğumuzdan daha fazla sürdüremedik. Ertesi gün sabah sekizde orda buluşmak üzere hepimiz evlerimize dağıldık.
Ben akşam eve geldiğimde annemden ve rahmetli babamdan bir sürü azar işittim, dün gece neden eve gelmedim diye. Bende sabahlara kadar çalışma yaptık diye yalan söylemek zorunda kaldım. Babam, bu uğraşmalarımızın boş olduğunu, yaptığımız müziğin müzik olmadığını ve yarışmada da asla kazanabilme şansımızın olmadığını söyledi. Nur içinde yatsın, rahmetli babacığım her türlü nefesli sazı çalardı ve çok iyi partisyon okurdu. Bende ona, " istersen sonradan pişman olabileceğin şeyleri söyleme " diyerek çok büyük bir küstahlık yapmıştım. O gün babama sarfettiğim bu cümle yıllarca beni yiyip bitirdi. Daha hala, bugün bile kendime lanet ederim o sözlerimden dolayı. İnşallah beni affetmiştir babam...
Sabah evde hemen alelacele kahvaltı yaptıktan sonra, bu gün bile bilmiyorum neden, Aşık Veysel'in şiir kitabını alarak çıktım. Yolda giderken kafama bir ezgi takıldı. Unutmamak için sürekli içimden tekrar ediyordum. Nasıl oldu bilmiyorum, birden kafamda ritimler, bass, gitar, klavye, hepsi oluştu. Hatta intro bile kafamda canlandı. Yol boyunca aralıksız aklımdakileri tekrar ediyordum. Geldiğimde ekip tam kadro ordaydı. İçeri girer girmez hemen elime gitarı alarak kafamdaki şan ezgisini armonize etmeye başladım. Bir yandanda melodinin notalarını yazıyordum. Mozart yanıma gelerek,
-Ne o bilader ne iş ?
-Abi bir dakika şunu bir tamamlayayım.
-......................
Sonra la, la, lar la melodiyi söyleyerek kendime gitarla eşlik etmeye başladım.
-Ana, kimin lan bu parça.
-Kimsenin, daha doğrusu benim, yolda gelirken aklıma geldi. Hayatımda yaptığım ilk beste oluyor kendileri.
-E tamam işte, besteyi yapmışsın len sen ! ! !
-Nasıl beğendinizmi çocuklar ?
-İyi hoş süper de, biz ne çalcaz hemşerim ?
-Acele etmeyin, hepinizin çalcakları kafamda, hepinize tek tek göstereceğim.
Önce Can'a ritimleri gösterdim. Sonra Mozart'la akorlar üzerinde biraz oynadık. Arkasından da Mustafa'ya biraz bass ları anlattım. Ondan sonra da başladık parçayı çalmaya.....
Çok iyi tınlıyordu, sanki önceden defalarca çalmışız gibiydi. İntroyu da yaptıktan sonra Bülent,
-E bilader ben ne söylicem ?
Aklıma birden birlikte getirdiğim Aşık Veysel'in şiir kitabı geldi. İçini ilk defa şöyle bir karıştırırken " Çok yalvardım, çok yakardım " diye bir şiiri dikkatimi çekti. Baktım, hece düzeni benim melodiye çok uyuyor.
Hemen bir kenara çekilerek Bülent ile başladık sözleri ezgiye otutmaya. Bülent olayı hemen kapmıştı. Sonra üç beş kere hep birlikte denedik. Hiç de fena olmuyordu. İnanılmaz bir şekilde gaza gelmiş ve parçayı defalarca tekrar ediyorduk. Saat oniki gibi Şekür bey geldi.
Önce ona besteyi dinlettik, sonrada diğer iki parçayı çaldık.
Bittikten sonra Şekür bey,
-Valla çocuklar, son iki parçanızdan pek tatmin olmadım ama, ilki fena değildi. Bestenizmiydi o ?
-Evet hocam.
-Güzel, hanginiz yaptı ?
-Yavuz yapmış bugün yolda buraya gelirken hocam.
-Aferin, fena olmamış... Parçalarınızı bir kaç kez daha dinlemek isterdim ama zamanımız daralıyor. Saat iki de Atatürk spor salonunda olmamız gerekiyor. Yavaş yavaş toplansanız iyi olur. Daha kıyafetlerinizi değiştireceksiniz. Müdür bey hepinizin gri okul pantolonlarını ve beyaz gömleklerinizi giymenizi istiyor. Ona göre.
-Hocam sizdemi gelceniz bizimle ?
-Evet bende geleceğim sizlerle. Hem akşamada size bir sürprizim var. Hadi bakalım, şimdi her kez evine gidip giyinip gelsin. Saat tam birde burda buluşacağız. Tamammı çocuklar ?
Hep bir ağızdan,
-Tamam hocam.
-Saat tam birde burdayız.
-Oraya nası gitcez hocam ?
-Okulun arabasıyla. Hadi sallanmayın, gidin artık. Ben sizi burda bekliyorum.
Hep birden giyinmek için evlerimize dağıldık...
Devam edecek.