-
Uyan da gör atam, rahat uyu atam, takipçiniz atam, izindeyiz atam, emanetinin bekçisiyiz atam... Hep aynı ezberler dönüp duruyor ağızlarda. Peki biz böyledik de hep neden hala ulaşamadık muasır medeniyetler seviyesine?
Çünki O'nun istediği fikri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller olabilmek yerine, bize ezberletilenleri sayıklayıp duruyoruz sürekli, kendimizi çekip kenara başkalarını suçlamayı marifet sayıyoruz.
Bu ülkenin evladıysak eğer, içinde bulunduğumuz bu olumsuz tabloda eşit sorumluluğa sahibiz hepimiz.
Artık şu 'izin'e ayırdığımız akıllarımızın işe geri dönüp gerçekten O'nun 'iz'ine yönelmesi lazım değil mi?
-
Atam,
bugün laik devletimiz türkiyede senden sonra o kadar laik, o kadar özgür, o kadar rahat olamadığımızı anladım...bugün anıtına gelmeyi düşündüğümde dahi onlarca karşı fikirle karşılaştım...suikast olabilir düşüncesi bunların başına çekiyor..bugün gitme başına şu gelir bu gelir diyenlere sesleniyorum:eğer bildiğim en yüce liderin ziyaretine giderken kendimi tehlikeye atılmış gibi hissediyorsam en güvenli olması gereken yer hakkında güvensizlik söylemlerine tanık oluyorsam ben özgür değilim!!!
senden defalarca özür diliyorum!emanet ettiğin devlette pek çok oyuna karşı koyamadığım, haklıyı yeterince savunamadığım, halla çok şeyin belli ideolojilere kurban edilmesine karşı koyamadığım için özür dilerim...
-
Ne kot pantolonu, ne faksı, ne de cep telefonu vardı Atatürk'ün
Bu ülkede yaşayan herkesin bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK.
Gençliğinde kot pantolon giyememiş. Sevgilisinin elinden tutup, hasılat rekorları kıran bir filme gidememiş...
Padişah ona Trablusgarp Cephesi'nde görev verdiğinde, en lüks uçak şirketinin 'first class' koltuğunda viskisini yudumlayarak gidememiş. Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için, kortej eşliğinde Mercedes'lerle gezememiş Anadolu'yu...
Kurtuluş Hareketi'ni başlatmak için 19 Mayıs'ta Samsun'a basan ayağında, ışıklı spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş. Kazandığı her savaştan sonra, savaş sahasına fırlayıp moral veren, mini etekli ponpon kızları da yokmuş. Ülkesinde yapacağı devrimleri, inkılapları unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacaklarını da cep telefonundan ya da araç telefonundan öğrenmemiş.
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden, İsmet Paşa için Safiye Ayla'dan bir istek parçası isteyemeden gitti... Hayatta bir reposu veya hisse senedi olmadı.
Lozan Zaferi'nden sonra veya Cumhuriyet'in ilanından sonra arabaya atlayıp, sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı... Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Bunları yapamazdı Atatürk... Ne korna çalıp dolaşacak bir arabası vardı, ne balkonuna çıkıp silah atacak bir evi. Cumhuriyet'i ilan ettikten sonra, hayatını yaşayacaktı değil mi?
Bizim bu yaşadığımız hayatsa, Atatürk yaşamadan ölmüş demektir.
--------------------------------------------------------------------------
Bu yazı o zamanlar lise öğrencisi olan Kerem Türkman tarafından yazılmış bir yazıdır. 13 Kasım 1994 tarihli Hürriyet gazetesinde Yalçın Bayer'in Yeter Söz Milletin Köşesi'nde yayınlanmıştı. Ben de kesmiştim. Bizim evin taşınması sırasında bir dosyanın içinde buldum birkaç hafta önce. Paylaşmak istedim.
-
bekçinin aşağıda verdiği linkten bir alıntı:
"Ülkemizde günün her saatinde Atatürk'ten söz açılması, her adımda Atatürk'ün anılması, her kararda Atatürk'ten referans alınması bizi üzüyor, hüzünlendiriyor...
Neden derseniz? Türkiye bu büyük adamın eserlerine onun ölümünden bu yana geçen 68 yılda yeni eserler katmış, onun ilkelerini zenginleştirmiş, çağdaşlıkta ona parmak ısırtacak dev adımlar atmış olmalıydı... Atatürk 10 Kasım'larda hâlâ bir kurtarıcı olarak değil, bir aziz hatıra olarak anılmalıydı. Ama ne var ki öyle olmuyor...
Ülkeye Kurtuluş Savaşı öncesinin, Osmanlı döneminin gerici unsurları hâkim olduğu için Türk halkı karanlıktan çıkış için yine Atatürk'e sarılıyor. O'nu arıyor... O'nu anıyor...
Atatürk'le savaşan unsurlar ise bir yandan O'nu unutturmaya yelteniyor bir yandan da yeni nesillerin önüne içi boşaltılmış bir Atatürkçülük koyuyor... O'nun bağımsızlık, halk egemenliği, bilimsellik, yurtseverlik gibi ilkelerini aşındırıyor..."
bi daha düşünün derim..
-
atam yolundan sapanlar war burda olsan görsen bizi yapmaya çalıştıklarımızı memleketi nasıl düzeltmeye çalıştğımızı ama bazı aptal kılıklı insanlar işte onlar atam......sorma işte neyse atam ben we bnm gbiler war biliyorum ....biz senleyiz ATAM
-
senin çizdiğin yoldan bir milim çıkarsam allah belamı versin atam..seni unutturmaya çalışan kafalara karşı birlik olalım..güçlenelim.böyle olmaz.sesimizi duyuralım.dilenci kılıklı adamları başımızdan silelim.bir dahaki seçimlerde hadlerini bildirelim..
-
sen bize bir uşaklığı öğretmemiştin onuda kendimiz öğrendik
-
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz!
Sen anandan yine doğardın amma
Baban belli olmazdı şerefsiz!
Demiş Neyzen Tevfik. Pek çok sözü özetliyor bu günlerde aslında...
DaRKNeSS
-
Yalnız özel tarihlerde değil, yaptıklarımızla onu anmanın daha doğru olacağını düşünüyorum:
"Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir."
-
Atatürk'e dil uzatma sebepsiz!
Sen anandan yine doğardın amma
Baban belli olmazdı şerefsiz!
müthiş!
Atamız'ı büyük üzüntü ve saygıyla anıyoruz...Bu milleti uyandıran eşsiz bir lider..Hiçbir zaman unutmamalı, unutturmamalıyız..Geleceğimizden şüphe etmemek için.
Ruhun şad olsun Atam!