Kapat
..yükleniyor..
Kapat
İşi müzik olanlar, işlerini GaRaJ'da tanıtıp, müzisyene ulaşıyorlar. GaRaJ rehberini inceleyin.

istiklal marşımızın bestesi hakkında!!!

  • Wolframinn • 2 Haziran 2006 23:48 • #500390
    Bütün sorularınıza cevap olacak bir yazı internetten aradım buldum. Aşağıda tırnak içinde yazanlar istiklal marşının bestecisi Zeki Üngör tarafından söylenmiştir.

    "İstiklâl savaşının devam ettiği sıralarda ben, Muzika-i Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, Fasıl Takımı ve Orkestra benim emrimde idi.

    Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk. Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim. Ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.

    İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım: "Aman dediler, bu çok güzel bir şey olacak." Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim. O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği milli marş olarak takdime karar verdim. Kıymeti hakkında daha kat’i bir fikir edinmek maksadıyla da besteyi Viyana Konservatuvarı direktörüne gönderdim. On gün sonra direktörden gelen mektupta, eserin çok orijinal bulunduğu ve melodisinin Türk milletinin ihtişamına yakışacak şekilde olduğu belirtilerek tebrik ediliyordum.

    Bu mektup geldikten on beş gün sonra beni Ankara’dan çağırdılar, gittim. Bana Muzika-i Humayun’u bütün kadrosu ile Ankara’ya nakletmek vazifesi verildi. Bunun üzerine tekrar İstanbul’a döndüm. Ve Ankara’ya ilk olarak başlarında piyanist Sabri’nin bulunduğu beş kişilik bir heyet yolladım. Vahdettin henüz padişah olduğu için bu işleri gizli yapıyorduk. Bir ay sonra da kimseye bir şey söylemeden Ankara’ya gittim. Ve hemen İstanbul’daki arkadaşları bir telgrafla çağırdım. Üç gün sonra geldiler. Böylece milli marşı bu heyete ilk defa Ankara’da verilen o baloda Atatürk’ün huzurunda çaldık. İşte milli marş böyle bestelendi.”

    Bestekarın bu anlatışından, eseri önce sözsüz olarak bestelediği ve daha sonra Mehmet Akif’in şiirini besteye giydirdiği anlaşılmaktadır. Bu sebepten meydana gelen prozodi hataları, eser hakkında sonradan yapılan tenkitlerin başlıcası olmuştur. Bestekar yukarıdaki beyanatının bir yerinde her ne kadar, "Bu müziği milli marş olarak takdime karar verdim" diyorsa da, eserdeki ses sahasını halk tabakasını nazara almadan kullanması bestenin milli marş olarak bestelenmediğini meydana çıkarmaktadır. Marştaki bu teknik hatalardan başka ses ritminden ağır çalınıp söylenmesinde bestekarın kusuru başta gelmektedir. Besteci bu durumu şöyle anlatmıştır:

    “Ben İstiklal Marşı’nı bestelerken kulaklarımda İzmir’e koşan atlıların dörtnal sesleri vardı. Eserin başında metronomu (1 dörtlük=80) olan bir eser hiçbir vakit cenaze marşına benzemez.

    Plaklardaki ağır tempolu çalınışı ise; "Sahibi’nin Sesi" stüdyosunda orkestra ile plağa çaldığımız zaman teknisyenler, bunun çok süratlı bir marş olduğunu ve dolayısıyla plağın ancak yarısını doldurduğunu söylediler. Bu sebeple plağın aynı yüzüne bir marş daha çalmamızı rica ettiler. Ben böyle bir teklifi kabul edemezdim. O anda aklıma bir şey geldi: "Marşı biraz ağır çalalım, böylece plak dolar. Sonra çalınırken gramafon biraz hızlıya ayarlanır, olur biter" dedim. Bu fikir pek münasip görüldü ve dediğim gibi yapıldı. Fakat bilahere böyle bir fikir vermekle hata ettiğimizi anladım. Çünkü marş çalınırken gramafonun hızlıya ayarlanması icap ettiğini kim bilebilirdi?”

    Görüldüğü gibi tam bir alaturka davranışla İstiklal Marşımızın en can alacak noktası; ritmi, ölü doğrulmuştu.
  • Wolframinn • 2 Haziran 2006 23:55 • #500391
    Tüm sorularınıza bestecisinden cevap...

    Bütün sorularınıza cevap olacak bir yazı internetten aradım buldum. Aşağıda tırnak içinde yazanlar istiklal marşının bestecisi Zeki Üngör tarafından söylenmiştir.

    "İstiklâl savaşının devam ettiği sıralarda ben, Muzika-i Humayun muallimi idim. Yani doğrudan doğruya Saray’a ve Vahdettin’e bağlıydık. Bando, Fasıl Takımı ve Orkestra benim emrimde idi.

    Şişli’de Uğurlu Han’ın 4 numarasında oturuyordum. Kurtuluş ordusu süvarilerinin İzmir’e girdiklerinden iki veya üç gün sonra evimde, Talim-Terbiye Heyeti azası ve terbiye mütehassısı dostum Haydar merhumla oturuyorduk. Kapı çalındı. İlkokul öğretmeni İhsan merhum geldi. Büyük bir heyecan içinde, süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyano başına geçtim. Ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum.

    İlk etapta marşın giriş kısmındaki akoru oluşturdum. Bu şekilde iki, üç mezür yaptım. Arkadaşlarım: "Aman dediler, bu çok güzel bir şey olacak." Bunun üzerine İhsan’a İzmir’in kurtuluşunu ve büyük zaferi bütün teferruatı ile anlatmasını rica ettim. O anlattı, ben çaldım. Böylece kısa zamanda eserin taslağı ortaya çıktı. Ertesi gün de çalıştım. İki gün sonra beste bitti. Götürüp arkadaşlara gösterdim. Çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği milli marş olarak takdime karar verdim. Kıymeti hakkında daha kat’i bir fikir edinmek maksadıyla da besteyi Viyana Konservatuvarı direktörüne gönderdim. On gün sonra direktörden gelen mektupta, eserin çok orijinal bulunduğu ve melodisinin Türk milletinin ihtişamına yakışacak şekilde olduğu belirtilerek tebrik ediliyordum.

    Bu mektup geldikten on beş gün sonra beni Ankara’dan çağırdılar, gittim. Bana Muzika-i Humayun’u bütün kadrosu ile Ankara’ya nakletmek vazifesi verildi. Bunun üzerine tekrar İstanbul’a döndüm. Ve Ankara’ya ilk olarak başlarında piyanist Sabri’nin bulunduğu beş kişilik bir heyet yolladım. Vahdettin henüz padişah olduğu için bu işleri gizli yapıyorduk. Bir ay sonra da kimseye bir şey söylemeden Ankara’ya gittim. Ve hemen İstanbul’daki arkadaşları bir telgrafla çağırdım. Üç gün sonra geldiler. Böylece milli marşı bu heyete ilk defa Ankara’da verilen o baloda Atatürk’ün huzurunda çaldık. İşte milli marş böyle bestelendi.”

    Bestekarın bu anlatışından, eseri önce sözsüz olarak bestelediği ve daha sonra Mehmet Akif’in şiirini besteye giydirdiği anlaşılmaktadır. Bu sebepten meydana gelen prozodi hataları, eser hakkında sonradan yapılan tenkitlerin başlıcası olmuştur. Bestekar yukarıdaki beyanatının bir yerinde her ne kadar, "Bu müziği milli marş olarak takdime karar verdim" diyorsa da, eserdeki ses sahasını halk tabakasını nazara almadan kullanması bestenin milli marş olarak bestelenmediğini meydana çıkarmaktadır. Marştaki bu teknik hatalardan başka ses ritminden ağır çalınıp söylenmesinde bestekarın kusuru başta gelmektedir. Besteci bu durumu şöyle anlatmıştır:

    “Ben İstiklal Marşı’nı bestelerken kulaklarımda İzmir’e koşan atlıların dörtnal sesleri vardı. Eserin başında metronomu (1 dörtlük=80) olan bir eser hiçbir vakit cenaze marşına benzemez.

    Plaklardaki ağır tempolu çalınışı ise; "Sahibi’nin Sesi" stüdyosunda orkestra ile plağa çaldığımız zaman teknisyenler, bunun çok süratlı bir marş olduğunu ve dolayısıyla plağın ancak yarısını doldurduğunu söylediler. Bu sebeple plağın aynı yüzüne bir marş daha çalmamızı rica ettiler. Ben böyle bir teklifi kabul edemezdim. O anda aklıma bir şey geldi: "Marşı biraz ağır çalalım, böylece plak dolar. Sonra çalınırken gramafon biraz hızlıya ayarlanır, olur biter" dedim. Bu fikir pek münasip görüldü ve dediğim gibi yapıldı. Fakat bilahere böyle bir fikir vermekle hata ettiğimizi anladım. Çünkü marş çalınırken gramafonun hızlıya ayarlanması icap ettiğini kim bilebilirdi?”

    Görüldüğü gibi tam bir alaturka davranışla İstiklal Marşımızın en can alacak noktası; ritmi, ölü doğrulmuştu.
  • davulist 35 • 4 Haziran 2006 11:02 • #500490
    senmi karar vereceksin nitelikte olup olmadıgına
  • davulist 35 • 4 Haziran 2006 11:11 • #500491
    kapatın artık yauw

    ya tamam kardeşler,sözler ne kadar iyi olsada beste iyi degil.kimse besteyi savunmasın bana.bu beste avrupanın gölgesinde yapılmış,avrupai olması için ugrasılmıs ve sonuc olarakta bu duruma gelmiş.bu apacık ortada,daha neyi uzatıyosunuz.bizim nalan81 kendini beste bakanı sanacak bu gidişle hoha haoha!!!!????!!
    ama bişe varki nalan81 böyle yazmaklada olmuyo,hadi senin bestenide görelim ondan sonra karar ver neyin marşımız olup neyin olmayacagına.
  • nalan81 • 4 Haziran 2006 14:56 • #500500
    Alp ÖZEREN'in 04.12.2003 tarihinde, İTÜ Maçka Sosyal Tesislerinde gerçekleşen "Müzik Araştırmaları ve Folklor Derlemeleri Sempozyumu için kaleme aldığı, "İstiklal Marşı'na Dair Sorunlar ve Çözüm Önerileri" başlıklı bildiri metniinden alıntıdır.
    ...İstiklâl Marşımız bu beste ile seslendirilmeye devam ettikçe, konuyla ilgili sorunlar da devam edecektir. Resmi törenlerde her zaman skandal düzeyinde hatalar oluşabilecektir. Milli Marşlar, ulusun tek ses tek vücut olabilmesi için vardırlar. Yani bir milli marşı, sokaktaki ayakkabı boyacısı çocuk da bir profesör de aynı coşku istek ve rahatlıkla söyleyebildiği oranda o marş, amacına ulaşabilmiş demektir.Sadece müzik bilen seçkinlerin seslendirebildiği (hatta onların bile zorlandığı!..) bir marşa, milli marş” demek ne kadar gerçekçi olabilir ki?!. Statüsü milli marş olarak tanımlanan bir eseri; o milletten üç kişi bir araya geldiğinde dahi seslendiremiyorlarsa, ortada bir gariplik var
    demektir. O garipliği de herhalde (ne kadar müzik eğitimsiz olursa olsun), bunca yıldan sonra (yaklaşık 73 yıl) millette aramak doğru olmaz. Kaldı ki milletimizin yaşlı genç bir arada sorunsuz bir şekilde seslendirebildiği pek çok eser mevcuttur...…

    ...İstiklâl Marşımız ve Prozodi
    Kişisel görüşüm; “Eğer müzik ruhun gıdası ise; prozodisi bozuk bir müzik eseri de bozuk gıdadan farksızdır.” şeklindedir. Böyle bir eserin de bir tür ruhsal gıda zehirlenmesine yol açması kaçınılmaz olacaktır. Hiç kimse, İstiklâl Marşı’nın prozodi yönünden
    düzgün veya tolerans gösterilebilecek, akademik bir beste olduğunu iddia edemeyeceğine göre ( Düzgünlük bir yana; müzik okullarında, “prozodi” adına neler yapılmamalıdır konusunda örnek eser olarak bile ele alınabilir!..); ortada vahim ve acil (yaklaşık 73 yıl dır!..) çözüm bekleyen bir problem var demektir.
    ...“…larda yüzen al sancak”,“…nim milletimin”gibi bestecinin hatasından kaynaklanan yanlış bölünmeler; ancak profesyonel icracılar tarafından kamufle edilebilir. Oysa bir milli marşta, amaç, tüm halkın kolayca seslendirebilmesidir... ...“Her Yönüyle Atatürk” isimli çalışmada, ünlü Fransız Türkoloğu Jan Döni’nin An- kara’da İstiklâl Marşı şiirinin yazıldığı Tacettin Dergâhı’ndaki harabe haline gelmiş oda kendisine gösterildiğinde, Eğer Fransa’da Marseyyez’in yazıldığı bir ev olsaydı; biz onu billurdan bir fanus içinde korurduk…Koruyun bu odacığı…”demiştir
    Zamanında, İstiklâl Marşı’nın bestesi düzeltilmelidir diyenleri vatan haini ilân edenler; marşın şiirinin yazıldığı odayı korumak için yeterli hassasiyeti göstermeyerek bir Fransız’a bu sözleri söyletişlerini nasıl açıklayabilirler;kendilerine hangi sıfatı uygun görürler acaba?!...
    ...Özetlemek gerekirse,
    1)Günümüz Türkiye’sinde; bestenin teknik problemleri ile halkın müzik eğitim düzeyinin düşüklüğü bir araya geldiğinde; İSTİKLÂL MARŞIMIZ, LÂYIK OLDUĞU KALİTEDE SESLENDİRİLEMEMEKTEDİR.
    2) Birtakım kişi ve grupların konuyu menfaatleri doğrultusunda kötüye kullanacakları endişesiyle; konuyu konuşmanın dahi tabu sayılması, gereksiz yere yaratılan bir korku olup BU DURUM, ULUSAL BİRLİK VE BÜTÜNLÜĞÜMÜZE GÖZ DİKENLERİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEKTEDİR.
    3) Tüm önyargılar bir yana bırakılarak; demokratik cumhuriyet rejimine yakışacak bir yaklaşım ile ve daha fazla gecikmeden (73 yıl yeter…) tüm ilgili ve yetkililer olarak “adama göre iş” anlayışından da özellikle kaçınarak; konu ile ilgili ön çalışmalara başlamalıyız.SÜREGELEN BU BÜYÜK AYIP VE GÖRMEZDEN GELİŞ ARTIK SON BULMALIDIR.
    4) İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Türk Müziği Nazariyatı bölümünden hocam Sayın İsmail Hakkı Özkan ile bu konuyu görüşürken; kendisi marşta radikal bir değişiklik yerine, uzman bir kurul tarafından yapılacak düzeltmelerin daha sağlıklı olabileceğini vurguladı. Ben de bu görüşe katılıyorum.
    5) Müzik bilen bilgisayar programcıları tarafından bir “prozodi” programı geliştirilebilir ve marşın prozodisi düzeltilirken bu programdan da yararlanılabilir.
    6) Tüm söylenenlerin üzerinde durulmayıp;prozodisi bozuk haliyle seslendirilmeye devam edilecekse de; azami sayıda kişiyi buluşturabilen Re Minör tonunda seslendirilmelidir…
    metnin tamamını okumak isteyenler için; [/ihttp://www.muzikmetinleri.com/metinoku.asp?metin=13
  • PunkERElla • 4 Haziran 2006 16:22 • #500503
    yaa haklısınız aslında boyle mukemmel sozlere boyle bir beste yakışmıyor aslında degistirliebilir cnku bir kere yapılmış beğenilmemiş ondan sonra tekrar yapılmıs ama bu saatten sonra ne bilim BOsVErin kalsın bence
  • HayalPerest • 5 Haziran 2006 10:59 • #500560
    böyle birşey vardı bi de aklıma geldi sabah sabah güldürdü beni yine:

    http://www.karidegiliz.biz/istiklalmarsi.mpeg
  • deli forever • 6 Haziran 2006 17:58 • #500664
    evet pardon haksızlık ettim:S insanlar katıldıkları ya da karşı oldukları yorumlara da cevap yazınca konu böyle uzuyo işte.. değişmemesini istemekte haklı ve özgürsem neden buna saygı duymamkta ısrar ediyorsun? bak ben sana saygı duyuyorum ve yeter artık diyerekten konuyu kapatıyorum. hakkaten kabak tadı verdi artık! değişir ya da değişmez, buna bizim karar vermeyeceğimiz kesin!
  • nalan81 • 8 Haziran 2006 16:31 • #500779
    haklısın gerçekten komik, ama trajikomik, insan izleyince, komediye mi gülsün yoksa trajediye mi ağlasın, kararsız kalıyor.